eskiden bir huyum vardı, bir şeyi merak ettiğimde veya sarmak istediğimde tamamen odaklanırdım o şeye ve çok merak ederdim. son bir iki yıldır ise kalmadı bu durum. her şey gözümde küçük görünüyor ve çabucak sıkılıyorum. büyük bir tatsızlık söz konusu.
merhaba baba,
hiç sevmedin beni, hiçbir konuda takdirini kazanamadım
simdi diyeceksin evlat sevilmez mi biz de sevgi gostermeyi öğrenemedik işte diye
i̇nsanın evladina sevgi göstermesi ogrenilebilir birsey mi baba, içten gelmez mi bu duygular?
ömrüm boyunca senden göremediğim sevgiyi, şefkati başkalarında aradım
sevgini kazanamadım ama takdirini kazanabilirim belki diye senin tasvip edip onaylayacağın şekilde yön verdim hayatıma
peki sana başrolü verip kendime yardımcı oyuncu rolunu alınca ne oldu
ışığım hic parlamadı
ustelik ne kendimi sevebildim ne de saygı duyabildim
merhaba baba,
artık direksiyonun başından kalkma vaktin geldi
araç benim yol benim
istersen arka koltuga geçebilirsin
istemezsen de inebilirsin
ki ben inmeni tavsiye ederim
çünkü senin de kendini iyilestirebilme ihtimalin varken
boşuna benimle vakit kaybetmeni istemem
"yüzlerde beklentiler var.yüzlerde sorunlar var.yüzlerde tüm yaşanmışın ağırlığı var. "
tezer özlü
son bir ayın özeti gibi…
degiştiremeyeceğiniz şeyler üzerinde fazla kafa yormayın. her gün gündemi takip etmeyin. ayda 1 baksanız yeter. kesinlikle hiçbir şey kaçırmış olmayacaksınız
twitter.com
her şeyin kötü olması üzücü değildi, asıl üzücü olan bunun kolayca kanıksanmasıydı. belki de bu yüzden hep hayatın belirli bir bölümü değerli kaldı. toptan bir yıkıma uğramamak için.
ne çok apocu var lan bu sitede!
etlerimi koparsalar ayıramazlardı beni senden,
sana yenik düştüm de ayrıldım can sevgilimden.
bir ordu kaybettiğimde bile korkmadım yenilgiden,
korktum da korktum senden geçmekten.
yarım kalmış hissetmek kadar insan zihnini meşgul eden başka ne var acaba, anlam yüklediğimiz her şeyin ucundan kıyısından bizi yorduğu kadar ya da neyi yapmanın kolay olabileceğinin bilinmezliği gibi bakış açısını değiştirmek mi yoksa yarım kalmış hissetmeyi kabullenmek mi?
çok şey söyleyebilecekken hiçbir sey söylememek yada söylememek durumunda olmak en azindan, çünkü şuan bir zorunluluk değil bir tercih durumu bendeki, sinir bozucu -ki ben zaten sinirliyim-.
şahane!
tam da şimdi bu anda
bir gezegen edası ile bunalan içim
yani etrafında onca şey varken sabit kalma gerçekliğini yaşıyorken
hep hayal kurma huysuzluğuna sığınıp
bir kere daha
çıktığı kadar sesim
hatta ses tellerim çatlarcasına
bağırmak istiyorum
"hepimiz insanız"
yeter böldüğünüz
yeter bölüşmemize bu kadar müsade etmemeniz
yeter kirli kalplerinizin kirli korkularına katlanmanız
sahi siz hiç mi insan olmadınız
her bir kişiye efendim duruma söylemek istediğim şeyler var ama yorgunum. ben anlatsam anlamaz, işlerine gelmez yahut benimle anlaşmaya gönülleri yoktur.
çok merak ediyorum birine bir şey söyleyince doğruca dürüstçe dan dun bam bam söyleyince neler oluyor ? bir daha görüşüyorlar mı sizinle?
bu yazdıklarım bu konuda son kelimelerim olacak. hiçbir anlam ifade etmeyecek, bütünsel bakınca saçma sapan duracak bir şeyler olduğu için okumakla vakit harcanmasın.
saygı bu dünyadaki tüm güzel hislerin kaynağıdır. kendinize saygı duyarsanız sevmeyi bilirsiniz, sevilmeyi hazmedersiniz ama saygıyı saygısızlıkla hak edemezsiniz. bir insana anlama sorunun var deyip dinleme sorunun var dediği için saygısızlık etme diyemezsiniz. birine sırf keyfiniz yok diye, sizin için bir şeyler yapmak isterken kel alaka bir şekilde baba parası değildi değil mi diye sözde dipnot düşemezsiniz. insan saydığınız birine doğru teleffuz ettiği bir şey hakkında yine çok önemli bir şeymiş gibi düzeltme yapamazsınız. tüm bunların üzerine ona ve çevresine küfür edemezsiniz. diyelim ki ettiniz ona saygıdan bahsedemezsiniz. bu kadar kör, bu kadar değer bilmez, bu kadar neyse. sevginin iyileştiremediği tek şey egoymuş ben bunu anladım.
yaş ya da zihin belli bir yere ulaşınca artık birisine bir şey söylemenin gereksizliğini anlayıp, gittikçe suskunlaşıyorsun. öyle bir suskunluk ki bu konuştuğunda kendi sesin yabancı geliyor.