yazarların tespitleri

20 /
acarabi acarabi
islam inanışlarına ters ve islamın tek öğreti kitabı olan kuran-ı kerime aykırı bu kadar uygulama ve yaşam şekli olmasına rağmen hala neden milyonlarca islama inanan ve kendini müslüman zannedenlerin bunu merak edip sorgulamaması.
nedense bana oldukça garip geliyor.
ve güz geldi ömür hanım ve güz geldi ömür hanım
bir kelimeyi defalarca yazmayı deneyince kaptırıyorsunuz kendinizi bir tane daha yazayım bir tane daha diye diye bayağı yazmış oluyorsunuz o an hiçbir şey düşünmediğinizi tek düşüncenin bir tane daha bir tane daha tamam bu son gibi şeyler olduğunu fark edeceksiniz. örnek verecek olursak: lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen
not: daha kesin çözüm için uzun cümle tekrarı yapılabilir.
mutlu olmak istiyorum çünkü canım sıkılıyor mutlu olmak istiyorum çünkü canım sıkılıyor mutlu olmak istiyorum çünkü canım sıkılıyor mutlu olmak istiyorum çünki canım sıkılıyor mutlu olmak istiyorum çünkü canım sıkılıyor mutlu olmak istiyorum çünkü canım sıkılıyor ( pes etmeyin bir süre sonra siz m harfini yazınca telefon direkt cümleyi yazıyor niye? telefon akıllı çünkü!) sevgi neydi? emekti.
(bkz: yazarların ruh hali )
yani duyuyoruz yani duyuyoruz
bakın dikkat edin tüm semavi dinler, tüm inanışlar kadını sosyal hayatın dışına itmek, toplumsal hayattan uzaklaştırmak, eğitim almasını, kendi ayakları üzerinde durmasını engellemek adına uzlaşmış gibiler.

hatta uzlaştıkları nadir konularda biri bu olabilir.

bir de doğru kabloları kullanırsanız eğer tüm elektronik cihazları birbirine bağlayabiliyorsunuz.
kronik rahatsız kronik rahatsız
çok zikmekle çok çocuk olmuyor. bir de iyi düşün iyi olsun geyikleri palavra millet.

bir şey olacaksa oluyor, olmayacaksa ne yap et yine olmuyor yine olmuyor...
wendera wendera
sessiz, utangaç, içe dönük insanlar hayattan hep daha azını alabiliyor. sistem öyle bi şekilde işliyor ki; bu tip insanlar emsallerinden daha az maaşa, daha kötü bir işe, daha kötü bir evliliğe sahip veya razı oluyor. inanılmaz bi şey hayatın her alanında kendi değerlerinden altına kavuşuyor... ha illa ki istisnalar var bizzat kendim de gördüm biliyorum istisnaları ama genelleme yapıyorum. istisnalar kesinlikle var bu bilinsin..

hayat aslında her alanda kendini pazarlama becerisi gerektirirken kendini pazarlamayı beceremeyen insanlar aşkta da işte de vasata sahip oluyor. seçemiyor ve şansı yaver giderse seçildiğine seviniyor. gidip tutup alamıyor istediği şeyi. çok tutumlu mütevazı kadınlar cimri erkeklere eş oluyor gösterişli savurgan kadınlar ise yine gösterişli evlilik yapıyor. yakışıklı ve yırtık karakterde erkekler daha çalışkan ama kendini pazarlamayı bilmeyen hemcinsinden daha fazla maaş alıyor daha hızlı terfi ediyor. yırtık kişiler gidip göz koyduğu, beğendiği kişiyi sevgilisi eşi yapabilirken sessiz kişiler fark edilmeyi bekliyor adım atmıyor ve mırın kırın başlanan bir ilişkiye şükrediyor. maaş pazarlığında hakkını isteyemiyor çünkü ben bu kadar etmem diyor başka birisi fazla fazla alırken.

kimseye olduğu karakteri değiştirmesini tavsiye vermiyorum ama belki kendinden birşey bulanlara küçük bir cesaret ve farkındalık oluşturur. çünkü hayat siz kendinizi neye layık görürseniz, ne kadar inançla adım atarsanız ona karşılık hediyelerini veriyor.
wendera wendera
bugün de çok hayati bi şeye değinicem. hepimizin aşina olduğu kolektif bilinçten bilinçaltına kadar.
"if you don't run it for yourself somebody else will run it for you."
her insan farklı yapıda doğmuşken gençken çok daha az korkuya sahipken n'olur bu insanlara? nedir belli bir yaştan sonra bütün insanların birbirine benzer korkulara sahip olması? ya da yahu benim eskiden hiç böyle şeylerden korkum yoktu derken birdenbire nerden geldiği belli olmayan kaygı bozuklukları ve huzursuzluk hissi.
her insanda hazırda olan atalarından ve çocukluğundan getirdiği bilinçdışı korkular varken bir de buna toplumun genelinde olan ortak korkular eklenir. kolektif bilinçten dalga dalga yayılan bu korkular yaşın 23-25 e gelmesi ile birlikte bireylerin bilinçaltına sızmaya başlar. burada farkındalığı gelişmemiş herhangi bir insan kendini sebepsiz sıkıntılarla, huzursuzluk ve kaygılarla boğuşurken bulur. dersiniz benim böyle bi kaygım yoktu yaşlandığım için mi oluyor bu? çünkü özde hepimiz telepatik olarak bağlantı halindeyiz. ayşe'nin yediği kazıklardan yerleşen korkular sana da uğruyor, ali'nin kaygıları senin de bilmeden içini karartıyor. şehirden şehire bile bu kolektif bilinç değiştiği için bazı şehirlerde ruhun sebepsiz boğulurken bazı şehirlerde daha da rahat ediyorsun. çünkü yaşayan insanlarla telepatik olarak bağlantı halindesin.
bu durumda kişinin yapması gereken şey, en üstte dediğim gibi kendi kendinin bilinç altını kodlaması, inanç ve ruh halini yaratmasıdır. yoksa kendini akışa bırakan kişi zamanla içinde bulunduğu toplumun (kolektif bilincin) bozuk, moralsiz, korku ve terör dolu ruh haline bürünecek yani düşük bir seviyeye inecektir.
1
alfredhitchcockunbeynininkaranlıkdehlizleri alfredhitchcockunbeynininkaranlıkdehlizleri
anadolu'da asgari ücretin 1300 tl yapılmasının hiç bir geçerliliği yok. bir çok kurum zaten çalışanlarına sigorta yapmayıp asgari ücretin çok altında ücretlere on iki saat köle çalıştırıyorlar. sigorta yapanlar da çalışanlara zorunlu yatırdıkları yasal asgari ücretin bir kısmını köleden geri istemekte. ekonomi coşmuş hamd olsun.
wendera wendera
erkekler ayrılırken ayrılık konuşması yapmaktan, bir açıklama yapmaktan imtina ederek belli belirsiz gitmeyi tercih ediyolar. kızı karşısına alıp "ya sana sevgim bitti" veya " ailem karşı" vb başka bir sebep diyemiyolar çünkü o kızın o gerçek sebebi öğrendikten sonra 3 gün ağlayıp sonra yoluna gideceğini biliyorlar.
istiyorlar ki içten içe (belki farkında bile olmadan) , kız onu beklesin kafasında milyon tane ihtimal kursun ve onu beklesin belki bi gün kararım değişir ve dönerim. ayrılırken size tonla suçluluk hissettirirler sanki siz o gün öyle yapmasaydınız ayrılmayacaktınız gibisinden. siz de suçlu psikolojine girip o ilişkiyi iyice ilahlaştırırsınız. inat edersiniz, içinizde umut olur, hatasını anlasın diye beklersiniz. filmlerdeki gibi bir ajitasyona sokarsınız.

benim kız kardeşlerime nasihatim, lütfen hiçbir erkeği beklemeyin. hiç pişman olacak dönecek ve mutlu olucaz onunla hayallerine kapılmayın. size bir açıklamayı yapmayan adam düpedüz sizi bağımlı yapmaya çalışıyor kendine, bencilin teki o. boşu boşuna eski sevgiliyle barışma fantezisi kurmayn dönücek evet ama artık siz istemeyeceksiniz iş işten geçince dönerler.
bir kadın bekler bekler bekler ve bi gün dank eder. çok zaman geçmiştir ne o ne siz aynıdır bi yalanı yaşar gibi. o geldiğinde artık özür dilediğinde, mutlu olmazsınız tam tersine.
bir adam sizden açıklamasız gitmeye tenezzül ediyor ve birkaç hafta dahi uzak kalabiliyorsa boşverin gitsin.
nacizane tavsiyem ayrılık tazeyken gurur yapıp beklemeyin pişman olacak diye, gidin kendiniz yüzleşin. sorun sebeplerini. sorun. içinizdekileri de kusun rahatlayın. sizi sevmediğini derse de, ki genelde muallakta bırakmayı severler, artık cvp bellidir, çok ağlayacaksınız belki ama 3 gün sonra geçecek.

sonra özgürleşip artık doğru adamı sevmeye kalbinizi açın.
20 /