yeni başlayanlar için hayat

1 /
ubiquitous ubiquitous
hayat, başlı başına bir mucizedir ve bu mucizenin bir yansıması olan bebe için sadece yaşamsal fonksiyonları yerine getirmekten ibaret değil; canlı-cansız her şeyi gözlemlemek, onları tanımaya ve anlamaya çalışmaktır aynı zamanda.
tenement funster tenement funster
tepe noktadadır. sonra düşmeye başlarız. sonra hayatımızın bir döneminde yerde sekmeye, darbe almaya, yükseldik sanırken giderek daha kısa aralıklarla düşüp yere çarpmaya başlarız... ve sonunda dururuz.
jellicle jellicle
beklentiler… başlangıçta hayatına yön vermeni sağlayan yegane olgu bu olacak belki de. ağlamayana emzik yok düsturu ile daha da hırslanacaksın üstelik. hırsın bir motivasyon aracı olduğunu düşüneceksin içten içe. (yıllarla birlikte yaşlansan da mızmız bir çocuktan öteye gidemeyeceksin.)
senden beklenenler olacak hayatın boyunca. gençlik yıllarında senden beklenenlerin ağırlığı altında ezilip isyan ederken, aynı türden eziyetleri başkalarına yaptığının farkında olmayacaksın. istediklerini alamadığında sergilediğin davranışları trip olarak adlandıracaklar. fakat sen trip yapanları uyuzlukla suçlarken, kendi davranışlarında daima bir haklılık payı olduğuna inanacaksın. yavaş yavaş önemli olanın kendin ve kendi isteklerin olduğuna karar verdikçe, başkalarına karşı gösterdiğin tolerans azalacak. kırılmaktansa, kırmayı yeğleyeceksin.
böylelikle kendi üstüne yığdığın istekler çoğalacak zamanla. farkına varmayacaksın. başaramadıkça suçladığın yaşam ve başka insanlar olacak. kendine karşı verdiğin savaşı kaybetmeyi göze alamayacaksın çünkü. (hatta kendinle savaştığını bile fark etmemiş olacaksın.) sorunun hayatla olduğunu söyleyeceksin dışarıya karşı. senden farklı bir hayat sürenleri yüzeysellikle suçlayacaksın. üstelik daha kendi hayatını bile düzene sokamamışken, başkalarının hayatlarındaki yanlışlıkları (ki sen öyle zannediyorsun sadece) yüksek sesle haykıracaksın. fakat kimse sırf sen söyledin diye, değiştirmeyecek kendini. sinir olacaksın. toplumla ters düştüğüne inanıp, kendini tatmin etmeye devam edeceksin.
ey en radikal düşüncelerin insanı, toplumu doğru yola sokacak olan yol gösterici! ben kim oluyorum da söyleyebiliyorum bunları sana? ben ki dünyanın en yüzeysel insanıyım seninle karşılaştırıldığımda (kim değil ki zaten?). ben ki kaybetmenin ne demek olduğunu bilmem, tutunamamak uzak bir kavram bana (hayat hep güzel yanlarını gösterdi ya bana). ben, ulu yol göstericim, hayatın boyunca uzak durmaya çalıştığın, eleştirdiğin insanlardan biriyim sadece; sana senin kullandığın silahlarla saldıracak kadar küstah olan. ben ki sana, neden hayatın bana hep güzel yanlarını gösterdiğini anlatacak olan ve –haddim olmayarak- hayatın güzel yanlarını görmeni öğretecek olan.
küstahlığımı maruz gör lütfen. çünkü sen, gerçekten kızdırılmadan dikkatini vermeyenlerdensin. sen ki hayata sevgi ile değil, nefretle yaklaşansın. düşünmenin ve tartışmanın keyfine varmaktansa, kazanmanın peşinde koşansın. sen ki kendi doğrundan emin olsan da; başkalarına haddini bildirmeden yerinde duramayansın. sen, nihai yol gösterici… sen, daha kendin gibi birisi ile karşılaşmamış olansın.
jellicle jellicle
öncelikle hayat gibi bir konuyu kafaya takıp düşünmeye veya başkalarının ne düşündüğüne ilgi duymaya başladığına göre, çocukluk yıllarını geçirmiş olduğunu düşünüyorum. bu nedenle, korunaklı dönemlerde yediğin kazıkları ve hayat da böyle bir şeymiş diye düşündüğün dönemleri atlayacağım. ikinci olarak, hayat derken yeryüzünde geçireceğin süreyi kastettiğimi de bilmelisin. ölümden sonraki yaşam vs gibi rahatlatıcı düşüncelerle kendini gereksiz bir rehavet duygusu içine atmanı görmek istemem çünkü. evet, sen; öldükten sonra yaşamayacakmışsın veya tekrar dünyaya dönmeyecekmişsin gibi hazırlamalısın kendini hayata. böylece geçirmelisin her gününü.
bilmen gereken ilk şey; hayatın ve yaşamak denen hadisenin tamamen kişisel bir tecrübe olduğudur. senden önce söylenmiş ve nefes aldığın her anda, atalarının doğruluğunu sana kanıtlamak istercesine karşına çıkan her duruma ve kişiye direnmelisin.
mesela dünyaya yalnız geldiğini ve yalnız öleceğini söyleyenlerle karşılacaksın hayatının bir döneminde. bu cümlenin ilk olarak kim tarafından söylendiğini merak etmeden, sen de aktaracaksın bu bilgiyi sonraki kuşaklara. gerçekliğinden kuşku duymadan... sevgiden ne kadar uzak bir anlatım olduğunu aklına bile getirmeyeceksin. getirmeyeceksin ama ağzına bu cümle dolanmış şekilde sevmeye çalışacaksın yaşamı, kendini ve başkalarını... başaramayacaksın miniğim, aklında bu düşünce oldukça hiçbir şeyi doğru düzgün başaramayacaksın.
yalnız olmanın güçlü olmak olduğunu da okuyacaksın sonra bir yerlerde. yalnız olan her insanın neden güçlü olmadığını (olamadığını) düşünmeden, sarılacaksın bu düşünceye de. kimse sana yalnız olmanın ne demek olduğunu anlatmayacak çünkü.
öyleyse; (bkz: yeni başlayanlar için yalnızlık)
jellicle jellicle
muhtemelen hayata dair onlarca benzetme ile kuşatıldınız şimdiye kadar. kimisi yaşamı bir sahneye benzetti, kimisi için hayat bir sınav alanıydı. analitik düşünce diyerek çıldıran mühendisler olarak, hayatı birbirine bağlanması gereken neden-sonuç ilişkileri olarak görüyorsunuz belki. kesin olan bir şey var ki; aldığınız eğitim ve edindiğiniz mesleğe dair düşünme yöntemleri, hayata bakışınızı etkiler. öylesine bir etkidir ki bu, çoğunlukla diğer etkenleri gözden kaçırmanıza neden olur.
aynı şekilde kendinizi ait hissettiğiniz düşünce sistemleri de sizin kavramları yorumlama şeklinizi kısıtlar. okumak ve yazmak, size 1. sınıftan sonra en büyük özgürlüklerden birini sunsa da; fark etmeden çevrenize duvarlar örer.
dil, hayatı anlatmak için yetersiz bir araçtır. dolayısı ile kelimeler ile anlatmaya çalıştığınız ve belirginleştirdiğiniz tüm düşünceler, en büyük düşmanlarınızdır. bir kere kemikleştikten sonra, başka türlüsünü hayal etmek bile imkânsızlaşır. başkalarının düşünceleri ise, en büyük düşmandır karşımıza çıkabilecek. çünkü tamamen anlaşılmaktan uzaktırlar. fark etmediğimiz ve bize sunulmayan kilit noktaları vardır en basit yorumların bile. sırf bu nedenle kendi tanımlamalarınız olmalıdır hayata dair. bu nedenle, kilit noktalar peşinde koşturmalısınız kendi içinizde.
hayattan önce kendinizi tanımalısınız kesinlikle. ancak bu şekilde oluşturabilirsiniz kendi tanımlarınızı çünkü. fakat kendinizi keşfetmeye başlamadan önce, başkalarının hayatları ile kuşatılırsınız. (üstelik bunu kendi isteğimiz ile yaparız çoğu zaman. geç kalmaktan korkarız. başkalarının yaptıklarına özenip, kendimizle vakit harcamak istemeyiz. atıveririz kendimizi yaşama. temelden yoksun oluruz.)
sonrasında siz yaşamınızı değil, yaşam sizi şekillendirmeye başlar. olgunlaştığınızı, kendi düşüncelerinizi oluşturduğunuzu sanırsınız ama size sunulanla yetinmiş olursunuz sadece. sizi başkalarının tanımlamasını beklersiniz. kendi tanımlarınız ise, başkalarının sizin hakkınızda önceden söyledikleridir. inanmaya devam ettiğiniz sürece, kendinizden uzaklaşmaya devam edersiniz.
cyd cyd
yeni başlayan kişinin bebek olduğunu düşünürsek ne yazsan bi işe yaramayacak olan bilgi topluluğudur.
azureel azureel
tuttuğunuzu emin, o an en yakında kim varsa. (bkz: survival of the fittest)
bulamıyorsanız memeyi, isyan edin.
haykırışlarınız karşılıksız kalmayacaktır.
edit: okuma yazma öğrenin tabi öncelikle. yoksam ne diye yazıyorum, şş genç kime diyorum?
phantasma gory phantasma gory
ilk önce anaokulu denen bir yere gönderecekler seni sonra ilkokul denen yere. orada okumayı ve yazmayı öğreneksin, bu önemli birşey. okur yazar olmak yani. sonra orta okul, lise, öss, arada atladığım sınavlar varsa hatırlatın. üniversite. sonra bir iş bulmak zorunda kalacaksın. bu mu yani diyeceksin çok kere. zorlanacaksın, üzüleceksin, ağlacaksın, sevineceksin. seni sevenler olacak, sana değer verenler. bazen kaybedeceksin, bazen kazanacaksın. aşık olacaksın sonra. ağzın kulaklarında gezeceksin, aç karna. yemek yemek bile gelmeyecek aklına. sonra belki bir gün terkedileceksin. çok acıyacak yanın önce, bir daha asla diyeceksin ama boşuna diyeceksin. hayallerin olacak, umutların. hayal kırıklıkların da olacak tabi. bazen neden geldim diye sorgulayacaksın, isyan edeceksin. öğreneceksin sonunda. hayat kısa, çocukluk daha da kısa.
1 /