yeni biri ile tanışmak

5 /
lorquet lorquet
ben buradan şunu anlıyorum ki instela bir sosyopatlar topluluğu ahaha. olm siz manyak mısınız, biri ile tanışmak konusunda yok zor geliyor, yok insanlar şöyle, yok böyle diye düşünmek nasıl bir psikolojidir. ya da ben ölümsüz aşklar başlığına geldim.

altı üstü bir insanla tanışacaksınız. bu tanıştığınız her insan illa hayatınızda bir kaide olmak zorunda mı? çocukluğumuzdan beri kararsız atomlar gibi insanlarla çarpıştık, tanıştık, birilerini çok sevdik, sevmediklerimizi hatırlamadık, ama sevdiklerimizle dahi uzak düştük. sonra başka bir çok benzer kişi ile aynı süreci ve ortak şekillerde yaşadık.

bu arada o kararsız atom hiç durmuyor.

tanışmayı geç, hayatınıza girenler dahi girdiği gibi çıkarlar, bundan doğalı yok. sen burada yola nasıl devam edeceğine bakacaksın. zaman içinde hiçbir şey sabit kalamıyor, o zaman sen de devam edeceksin. insanlarla tanışırsınız, insanları sevmezsin hayatından çıkarırsın, seversiniz ama friendzone'a alırsın, seversiniz yatağınıza alırsın. sevdikleriniz sizden uzaklaşır ya da siz sevdiklerinizden...

herkes, bütün zamanını alan hayatında, ya da bu organize kaos içinde, deneyimleri ile kararlar verip seçimler yaparak yola devam eder. baktığında insanlığın başka da bir amacı yok gibi. neyi abartıyorsun. kendini herhangi bir hayvan sürüsünün üyesinden farklı görüyorsan da biraz daha düşün. bir bufalo sürüsündeki, sürüden uzak kalan ama yine de kopamayan yavru bufalo ile aranda ne fark var. yaşam, şirinliklerini ikinizin üstünde de daha rahat gösterir.

bir de olayın daha basit bir yüzü var tabi, sen kendini tanışılmaya değer görüyor musun, görmüyor musun? dışarıya bok atacağına belki sorunun kendinde olduğunu da biliyorsun. zira bu kadar haklı insan olup da ortalarda bu kadar çok mutsuz insan görmek hiç de akla yatkın değil.

lav' ya ^_^
sol gözü sola dönmeyen adam sol gözü sola dönmeyen adam
anlaşmadan, tesadüfen yapılan bir şey olduğunda hayatta belki de en sevdiğim şeylerdendir çünkü insanların en samimi anlarını hep o anlarda görürüm. ben buna bayılıyorum. (maalesef ki çok da sık olabilen bir şey değil bu.) ilk seferden sonra insanlar birbirlerine birbirlerini tanıyormuş gibi davrandıkları için de çok fazla şey kaybederler. bir ilişkinin tanımı ne olursa olsun bu mürekkepten biraz tatması onun çürümesine sebebiyet veriyor. ben, kendini farklı yerlerde, farklı zamanlarda yeniden tanıyan biri olarak başkasını tamamen tanımanın imkansızlığını bildiğimden olabildiğince henüz tanışmışız gibi davranıyorum belirli konularda tüm sevdiklerime veya sevebileceklerime. bunun alevi beni hayatta inanılmaz canlı tutuyor. sevginin de değerini ancak bunu başarabilen insanların bilebileceğini düşünüyorum. ne birinin kötülüğüne şaşırıyor ne de her defasında bir güzelliğin hayretine düşmekten alıkoyuyorum kendimi böylece. insanların onlara tıpkı ilk gündeki gibi yaklaştığım yanlarından bana yaklaşacaklarını umut ederek yaşıyorum ve yaşayacağım. bununla kör olmak istiyor gözlerim ölene kadar.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
''artık yeni insanlar sevmekte güçlük çektiğin yaşlara geldiğinde, daha az müşkülpesent ve muhtemelen daha cesur olduğun yaşlarında bir yolunu bulup çok sevmeyi başardığın birini havaalanına bıraktıktan sonra, o dev ayrılık makinesinin kapısından çıkıp birkaç saat önce birlikte geçtiğiniz yollardan, bu defa tek başına elin kolun bomboş dönerken kuru ekmek gibi ufalanıyordu için.''

nohut oda / melisa kesmez
platonun ütopyası platonun ütopyası
düzenli olarak yaptığım olay. benim için iş gibi artık o yüzden fazla kasmıyorum. isteyen kalıyor istemeyeni de bir daha görmüyorum.

mesela antalya zirvesine çeşitli sözlüklerden katılan 65 kişi var. dönüşü de yok artık çünkü yol ve konaklama ücretleri de tahsil edildi. ve ben katılımcılardan sadece 15 tanesini tanıyorum.
kendinibulamayankız kendinibulamayankız
gayet güzel eylemdir. her insan yeni kapılar açıyor zihnimde. onları anlamaya çalışmak çok eğlenceli geliyor. farklı kafalar görüyorsun, aslında kitap okumak gibi. ancak karşındaki insan olduğu için çok daha az şey göstermeye çalışıyor sana kendisiyle ilgili. ama yine de mimikler, beden dili, kelimeler, cümleler vs. bir profil çıkıyor. tabii kategorize etmemek önemli burda. birini kategorize edip rafa kaldırdığınızda onunla ilişkinizi öldürmüş oluyorsunuz aslında. sürekli yenilenen bir durum bu. ama insan beyni ne yazık ki kolayı seçip kategorize etmeye yöneliyor genelde. her neyse uzun sözün kısası aslında hiç de kötü bir şey değildir. tabii ki hayatımızdan çıkanlardan bazıları için çok, bazıları için daha az üzülürüz. bazıları içinse seviniriz bile. bu ayarlanabilir bir şey, değerini yavaş yavaş arttırın sizinle iletişimde olan insanların, hak etsinler yani bunu. hak etmiyorsa biri zaten hayatımda olmuş, olmamış önemli olmaz. hak eden biri çıkarsa işte o üzücü, ancak hayatın tuzu biberi dediğimiz şey bu oluyor tam da. dolayısıyla bazen yorucu gibi gelse de aslında günün sonunda dönüp bakıldığında, güzel eylemdir.
ravenhow ravenhow
etraflıca düşününce neredeyse 5 senedir kimseyle tanışmadığımı görüyorum. internette bir iki defa birileriyle muhabbetim oldu ama oldukça yüzeysel kaldı. lise bittikten sonra bu durumun farkına varmam hayli zaman aldı. çünkü liseden sonra da lise arkadaşlarımla görüşüyordum. fakat hepimiz üniversite okumaya başladığımızda muhabbetlerimiz doğal olarak azaldı. hepsinin yeni bir çevresi vardı. her gün el ele, göz göze olunan yeni arkadaşlar elbette daha cazip geliyordu, doğal olarak benimle konuşmayı azalttılar. fakat benim tanışabildiğim kimse yoktu. arkadaşlarım sessizleşmiyor, sadece sesini başka tarafa yöneltiyordu; ben tam aksine, sessizleşiyordum. lise çağındaki bir ergen olsam toplumun beni anlamadığını, farklı olduğumu düşünürdüm. ama farkındayım ki ben toplumu anlamıyorum. nasıl tanıştıklarını bile anlamıyorum, nasıl konuştuklarını, nasıl birbiriyle ilişki kurduklarını anlamıyorum. bir odada herkes wifi şifresini biliyormuş da bir tek ben bilmiyormuşum gibi.

bu neden böyle oldu tamamen anlayamıyorum, sadece belli başlı parçalarını anlamlandırabiliyorum. henüz bütün parçaları birleştiremedim. net olarak gördüğüm tek şey okulu arkadaş bile edinemeden bitirecek olmam. insanlar üniversite hayatlarını anlatırken arkadaşlarıyla yaptıklarından, etkinliklerden, konserlerden, festivallerden, kulüplerden bahsediyorlar. hayret ediyorum bu halime.

tabii bunları böyle yazıyorum diye çok da üzgün olduğumu düşünmeyin. kendi içimde, kendime doğru yaşamayı kanıksamış haldeyim. sadece bazen bu wifi şifresini bilenler gözüme takılıyor, o zamanlar biraz içim buruluyor. bir keresinde bu meseleye gerçekten üzülmüştüm ama. kız kardeşim bambaşka bir konuda şaka yaparken "okuldan sonra arkadaşlarınla takılmaz mısın sen?" gibi bir şey söylemişti. ben de takılıyorum gibi bir cevapla geçiştirmiştim. kız kardeşler abilerini güçlü görmek isterler. hiç arkadaşım yok deyip de kardeşime aptal gibi görünmek istememiştim. tanışamamak meselesine de ilk kez o gün fazlaca üzülmüştüm.

son bir not düşmek istiyorum. bu yeni birisi ile tanışmak konusunu arkadaşlık ekseninde ele aldım. bu haliyle daha duygusal ilişkileri de kapsadığını düşünüyorum. herhangi bir albenim olmadığı için biriyle doğrudan duygusal ilişki amacıyla tanışma ihtimalim yok. önce arkadaşlık için tanışmam gerek. bunu da yukarıda açıkladım zaten.
5 /