yeni insanlarla tanışmaktan korkmak

1 /
muslukbasi muslukbasi
her zamanki gibi dertleşmek için marangoz hasan abinin yanına gittim. selamlaştıktan sonra "çay var mı?" diye sordum. "olmaz mı yeni demledim daha" cevabını alınca bir bardak doldurup çayımı yudumlamaya başladım. çay bok gibiydi, ağzıma metal tadı geldi ve "hasan abi tasarruf kavramına fil otursun senin. ben içince ne olacak sanki, kar mı ediyosun böyle, dök çöpe gitsin" dedim. sonra akıl almaz bir diyalog başladı.

hasan: lan olum günah, ne var içsen.
muslukbasi: senin bu cimriliğin, hiçbir şeyi çöp olarak görmeyişin var ya abi, ne diyeyim ben sana, koca bir hayatı çöpe attın bu yüzden.

kaşlarını kaldırıp dudaklarını büktü. "içmezsen içme" diyecek oldu, diyemedi. hasan abi garip bir adamdı. her bayram kapıya gelen çocuklara dağıtmak üzere en kötü şekerlerden alırdı. şekerler elinde kalınca onları atölyeye getirir, kesme şeker niyetine çayın yanında kullanırdı. o tam bir nasılsa midende birleşecek insanıydı. düz bir insandı, o kadar yüzeyseldi ki; evlenmemi öğütlerken bunun umurumda olmadığını bile bile 'düzenli bir seks hayatın olur' kozunu kullanırdı en çok. gözümü belli bir yere sabitleyip 'gözüm dalıyor uzaklara, bir sıkıntım var, hadi bana neyin var diye sor' tripleri attım. hasan abi beni hiç umursamadı. baktım olacak gibi değil, ben girdim konuya:

muslukbasi: hasan abi kimse beni anlamıyor.
hasan abi: sen çok karışık konuşuyorsun tane tane anlat derdini, bizim oralarda bir laf var: tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
muslukbasi: sizin orda mı?
hasan: hee bizim orda, yozgat'ın sorgun ilçesinde.
muslukbasi: abi bu laf her yerde var.
hasan: tamam işte bizim orda da var.
muslukbasi: peki abi.
hasan: derdini anlatmayan derman bulamaz, anlat derdini. ne demişler, çaresizseniz çare sizsiniz.
muslukbasi: bu sözde yozgat dolaylarından herhalde. sen facebook hesabı açıp düşsel avuntular sayfasını takip etmeye mi başladın abi?
hasan: evet, aynen öyle oldu. nerden bildin lan.
muslukbasi: abi işte sorun burada. ben seni anlıyorum, annemi, babamı, kardeşimi herkesi anlıyorum ama kimse beni anlamıyor.
hasan: dinliyorum ahmet, hasan abine her şeyi anlatabilirsin.
ahmet: insanlardan korkuyorum abi. onların yaşattıkları hayal kırıklıklarından o kadar çok çekiniyorum ki; yeni birileriyle tanışmak istemiyorum. mesela biri hakkında çok güzel şeyler düşünüyorum. süper adam ya da süper kız bu diyorum, sonra bi bakıyorum bambaşka biri çıkıyor, çok yoruluyorum.
hasan: nasıl mesela örnek ver.
muslukbasi: mesela oğuz götleği. ben farkında değilim sanıyor ama her seferinde otobüse minibüse bindiğimizde koşa koşa boş koltuğa oturuyor, yol parasını bana kitlemek için elinden geleni yapıyor. hayır, kaldırıp bi şey desem küçük hesapların adamı oluyorum sonra. para değil abi burada mesele. kendimi kötü hissediyorum ben. yoksa nedir yani, ben şimdiye kadar onun 250 defa yol parasını vermişim falan, önemsiz konular bunlar. ben onu çok seviyorum, o da beni seviyor.
hasan: sevgi yetmez mi?
muslukbasi: anlatamıyorum ben. parayla platonik aşk yaşıyor adam. elde edemiyor, ama hoşlanıyor.
hasan: sen biraz paracısın sanki.
muslukbasi: allah belanı versin hasan abi.

hasan: bence insanlarla tanışmaktan korkmamalısın. hayal kırıklığından korkanın hayali olmaz.
muslukbasi: belki de haklısın. ama daha önce yaşadığım deneyimler beni çok korkutuyor. ya herkes aynıysa?
hasan: kafanda yazmamalısın. biriyle mi tanıştın? hemen hakkında fikir yürütme. ne, bu da diğerleri gibi çıkacak diye düşün, ne de bu çok iyi çıkacak diye.
muslukbasi: sen son birkaç cümledir biraz mantıklı mı konuşuyorsun? öyle geldi de bana.
hasan: bilmiyorum. ben de anlamadım. bu diyalogları yazan adam başlarda beni mal biri gibi gösterdi. sonra dizilerdeki deniz kenarında millete akıl veren görmüş geçirmiş balıkçı gibi yazmaya başladı. çok tutarsız.
muslukbasi: bence susalım biz artık. o da böylece yazmayı bırakır.
hasan: tanış ama yeni insanlarla.
muslukbasi: peki.

geçmiş hayal kırıklarından etkilenen insanın yaşadığı korku.
lain lain
bir sonraki evresi kitaplarda romanlarda yeni insanlarla tanışmaktır, kitaplar en iyi arkadaşın olur. biraz daha ilerde ya yalnıztan hoşlandığını farkedip bu durumun sana koymadığını farkedersin, ya da kendini kandırdığını farkedip delirmeye başlarsın.
insanlarla tanışmadan önce onları gözlemlemek bu durumda yapılabilicek mantıklı hareketlerden birisidir bence. birsürü arkadaşın olmasına gerek yok, 1-2 dostun olsun sana yeter zaten.
paradise falls paradise falls
kendini ifade etmekte zorluk çeken insanların sıklıkla yaşadığı durumdur.elalem tuhaf; iyi davranıyorsun yapmacık diyorlar,soğuk davranıyorsun uyuzun önde gideni oluyorsun yeni insanlarla tanışmaktan korkmayacaksın da neyden korkacaksın?
siyahojesürebilenkız siyahojesürebilenkız
sen korkarsın ama gün olur öyle biri gelir ve pat diye girer ki hayatına ne olduğunu anlayamazsın ve bu sefer "ah, keşke daha önce tanışsaydık! bu zamana kadar nerdeydin?" dersin.
tuzukuruhahahi tuzukuruhahahi
tanışmaktan korkma ama yeteri kadar tanıyamamaktan korkabilirsin bu haklı bir yakarış olur.
son zamanlarda tanıdığım hiçbir insan gerçek bir insan olmadı. ne düşünceleri ne duyguları ne bakışları ne gülüşleri. bu beni üzüyor amdndmk! hayır düşünceleri tutuklayıp kırbaç vuramam vurmam. en fazla gözlerimi devirir ya da gözlerimi kaçırırım. fikirlere bu kadar şiddet uygulayabiliyorum ansmdk! dont panic.
çok fazla ön yargı çok fazla endişe var insanlarda. gerçek bir şeyler yaşamak için illa sefalete acı veren hikayelere mi yüzümü çevirmeliyim. sahte sahte sığır sığır konuşuyorsunuz yazık ediyorsunuz.
retrouvailles retrouvailles
yeni insanlarla tanışmaktan korkmak değil de yeni tanıştığın insanın, bet birisi olmasından korkmak daha doğru bir cümle sanırım. sonuçta hepsi de kötü olmuyor. e bu kötüyse, diğerlerinin de kötü insan olma ihtimali endişesi de yeni insanlardan korkmamıza sebep oluyor. kötü bir zincirleme. ama bilemiyoruz ki. kimin ne niyetle hayatımıza girdiğini, hangi yüzünü gösterdiğini, hangi çirkin gerçekle yüzleştireceğini bilemiyoruz. olsun. önümüze ne gelirse yaşayacağız mecbur, yaşamadan olmuyor. yaşamadan bu kafa uslanmıyor.
aaleyah aaleyah
bu durum sanırım belli bir olgunluğuna veya yaşa eriştikten sonra daha fazla ortaya çıkıyor. bir yerden sonra insanlara kendini anlatmak, kafanın içindekilerini ve kabinden geçenleri doğru olarak yansıtmayı becerebilmek ya da bunun için çaba göstermek zor geliyor. tecrübelerine dayanarak bütün uğraşların boşa çıkabilme, zamanını yok yere harcamış olabilme ihtimalini düşünüyorsun.
öte yandan yıllarını geçirdiğin insanları bir günde hiç tanımamış olduğun gerçeğini farkettiğin anlar da olmuyor değil. iki ucu sorunlu değnek galiba.
sevgili jane sevgili jane
korkmak demeyelim yorulmak diyelim.

sıfırdan kendi anılarını, neyi sevdiğini, alnındaki izin çocukken olduğunu, neli dondurma yediğini, neye sinirlendiğini blablabla tane tane anlat -yazarken yoruldum- bir de karşı tarafı öğren...

birini tanımak için geçen süre 4-5 seneye yayılıyor. yaşlandı artık kafam, kaldırmıyor
the red queen the red queen
saçma bir korkudur. yeni insan derken sevgili olmaksa amaç, o zaten saçma bana göre ama dost edinmek ve arkadaşlık etmekse her zaman açık olmak lazım. elbette çok azı ile arkadaş olunur ama eleyebilmek için de tanışmak gerekli.
1 /