yılmaz güney

dumrul dumrul
çok afedersiniz derdinizi skim. adam 1981'de yani darbenin en sıcak zamanlarında açık cezaevinden kaçmış. açık cezaevi... bu ne demek biliyor musunuz? devlet ölen savcıyı zerre kadar skine takmıyor demek. terör, cinayet, organize gibi suçlardan tutuklu ya da hükümlü olanlar açık cezaevine konulmaz. açık cezaevi denen yerde iç ve dış güvenlik yoktur. yani dışarda jandarma, içerde gardiyan beklemez. 1981 dediğimiz sene kapalı cezaevlerinin içerdeki herkes için cehenneme döndüğü bir senedir. türkiye tarihinde benzeri yoktur. insanların kuburlara sokulup günlerce bokun içinde tutulduğu, insanlara bok yedirilen, gece gündüz işkence yapılan bir yerdir 12 eylül cezaevleri. açık ve yarı açık cezaevleri ise adeta cennet gibiydi onun yanında.

bunun anlamı şudur: yılmaz güney onca şeyi yaparken başına hiçbir şey gelmemişti. çünkü devlet için zararsız görülüyordu. senin biraz paran varsa, olanağın varsa, biraz ünlüysen ne yaptığının bir önemi yok. kim sker savcıyı? bütün bu olaylar olduğu vakit ne devlet ne toplum ne medya hiçbirini skine takmamıştı. savcıyı 1974'te öldürdü tutuksuz yargılandı, ceza aldıktan sonra da açık cezaevine konuldu. sen ben savcı öldürsek bırakın tutuksuz yargılanmayı, acaba sağ ele geçirilir miydik? yol ve duvar filmlerini yapmasa cezaevinden kaçması bile sıkıntı olmazdı. belki yol cannes'da ödül kazanıp dünya'da ses getirmese yine sıkıntı olmazdı.

tam olarak aynı şey sevan nişanyan için de geçerli. sevan yanlış cumhuriyet kitabını yazmasaydı o dışkı meselesini filan kimse sorun etmeyecekti. nitekim o dönem salt kemalizme karşı söylevleri öne çıktığı için akp ve islami çevreler sevan'a bayılıyorlardı. röportajları akp medyasından eksik olmuyordu. gelgelelim sevan ne zaman muhammed hakkında da konuşmaya başladı o zaman üstünü çizdiler. eğer sevan islam ve muhammed hakkında konuşmasa o kaçak yapı konusunda ceza alacak mıydı? buna inanıyor musunuz? apo'yu filan saymazsanız türkiye'de kim 17 sene ceza yatmış ki sevan'a kaçak yapıdan o kadar ceza kesiliyor? sevan örneğini boşuna vermiyorum. onu da basıp gitmesi için nihayetinde açık cezaevine koydular o da basıp gitti.

ben yılmaz güney fanı değilim. burada daha önce de yazdım. sonuç olarak kimlikçi liberal tayfanın iyice bokunu çıkardığı iptal kültürü ölülere bir şey yapamıyor. yılmaz güney öleli 38 sene oluyor. şimdi twitter'da esip gürleyenlerin bazılarının ana babası bile doğmamıştı yılmaz güney öldüğünde. doğru mu? burada anılan olayların en yenisi 1974 tarihli. savcıyı öldürmesi yani... ne yaptı? 48 sene. işte bütün bunların bir anlamı var.

kim ne yaptıysa en azından tarih önünde hatırlanmalı. yargılanmalı. fakat mevzuun o olmadığını hepimiz biliyoruz. herkesin bildiğini ısrarla saklamaya çalışmak var ya... işte yılmaz güney'i politik olarak tamamen dönüşene kadar dokunulmaz kılan şey de bu tavrın kendisi. onu idol haline getiren şey biraz daha farklı ama bu tavır da tamamen alakasız diyemem. bu tavır türklerin ve kürtlerin genlerine işlemiştir.

şimdi yılmaz güney'i savunanlar belli. gömenler arasında milliyetçilerin niye gömdüklerini de biliyoruz. aynı milliyetçiler başka bir savcının, yani doğan öz'ün katili ibrahiö çiftçi hakkında bunların aynısını söylüyorlar mı? biliyor musunuz doğan öz davasını? başka bir kişiyi daha öldürmüştü. 17 tane görgü tanığının var olduğu davada deliller kapı gibiydi. adamı beraat ettirdiler, cezaevinden çıktıktan sonra ilksan'a müdür oldu. mhp yeniden kurulduğunda da parti yönetiminde yer aldı. sonra başka bir cinayete daha karıştı ama bir şey olmadı. şurada yüzlerce bunun gibi örnek veririm ama ortada bir savcı cinayeti olduğu için ibrahim çiftçi'yi örnek verdim. demek ki devlet doğan öz'ü de skine takmıyormuş değil mi? savcının kilosuna para mı veriyorlar? parmak şıklatınca tonlarcasını buluyorlar zaten. savcı atamalarında bir nitelik mi aranıyor? türkiye tarihinin hangi döneminde savcı, hakim, polis vb atamalarında bir nitelik aranmış. bunlar ölse de kalsa da devletin umurunda değil. yeter ki vuran sıradan vatandaş olmasın. bu gerçeği anlamadan türkiye'de hiçbir siyasal olayı anlayamazsınız.

gender lobisine zaten bir hedef göstermeniz yeterli bunlar otomatik şekilde orada toplanıp "iptal"e koşuyorlar. geçen gün birisi aşırı popi alan bir twit atmış. yılmaz güney'in bir konuşmasına yorum yapıyor. diyor ki yılmaz güney koskoca kadın hareketini yok sayıp olayı devrim şeyine bağlıyormuş. feminizmin türkiye'ye gelişi 1988 yılmaz güney 1984'te ölmüş. 70'lerin atmosferinde türkiye'de kadın diye bir şey yok. anakronizm desek ana bacı muhabbeti yaptığımızı zannedip bizi de "iptal"e koşabilirler. kısacası neresinden tutsak sakat durumdayız. yılmaz güney'e laf söylediğimizde hayda hücum, yılmaz güney'in şu filmi de güzeldi desek hayda hücum.

yılmaz güney'in yaşadığı dönemde toplumda bir karşılığı vardı, ahmet kaya'nın da öyle. bunun sebebi bu iki insanın da türk vasatına çok benzemeleriydi. kimse kusura bakmasın, tayyip de türk vasatının kopyasıdır, ibrahim tatlıses de öyledir. ama toplumun ekonomik dinamikleri, sınıfsal pozisyonları filan değiştikçe yılmaz güney ve ahmet kaya bir kenarda unutulmaya terk edilebilirlerdi. buradan türk ve kürtlerin bir diğer baskın ve ortak özelliğine geliyoruz. biz ölü sevici bir toplumuz. yılmaz güney yurt dışında vatandaşlıktan atılmış bir şekilde ölmeseydi bugün boğazına kadar "sağ"a bulanmış olan sol ona hiçbir şekilde sahip çıkmazdı. hatta tkp filan bizzat linç ederdi adamı. ahmet kaya'nın durumu çok daha beter olurdu. yetmez ama evetçilerden beter edilirdi. türkiye'de kalsa 2013'te kesin akil adam olurdu. sonrası ise komple karanlığa gömülürdü. bakın bunları hepimiz biliyoruz. siyasete kafası en basmayanlarınız bile bunu çok iyi biliyoruz çünkü bu toplumun mayası bu. tam da en başta bahsettiğim seçicilik ve ikiyüzlülüğün yanında bu ölü sevicilik huyumuz nedeniyle 30 sene sonra da yılmaz güney'i tıpkı bgünkü gibi tartışmaya devam edeceğiz. belki artık sinema diye bir şey kalmayacak ama sizin çocuklarınız ve torunlarınız da aynı buradaki tartışmaları tekrar edecekler. kimse bu muhabbetlerden hiç sıkılmıyor çünkü her olayı her seferinde ilk kez duymuş gibi takılmayı tercih ediyoruz. bakınız bir toplum için bu çok ağır bir dramdır. tarihe gömmemiz gereken her şeyi her zaman gündemde tutup asla unutmamamız gereken her şeyi de tarihe gömüyoruz. bakın bu toplum gerçekten çok hasta ve mutlaka sert bir şekilde sarsılıp tedavi edilmesi gerekiyor. benim şu tartışmalardan anladığım tek şey bu.
4
gelutopya gelutopya
apdullah öcalan'ın 1970'den bu yana mi̇t mensubu olduğunu söyleyen apdullah dilipak'ın, yılmaz güney hakkında hiç bir şey dememiş olması ilginç. geçen günlerde gördüğüm bir tiwit, yaptığı hatalarve siyaso duruşu ile yılmaz güneyin'de bir mit görevlesi neden olmasın diye sormaktaydı. sınıf hareketini bölmek ve kürtleri mandacı bir bilinçte, antiemperyalizmden uzak bir kimlik siyasetine saplamak, böylelikle, son 300 yılda yahudilerin vadedilmiş topraklar üzerindeki hakimiyet girişimi için bölgeyi küçük devletlere bölerek idare edebilmek, amerikanın siyasetini belirlemekte ve amerika bu yönde ülkelerde etki ajanları oluşturmaktadır. şu küçük anadolu, antiemperyalist bakış ile birleşmiş ve örgün eğitim ile antiemperyalist kitleler yaratılmaya çabalamıştır. 1980 sonrası 1968 hareketinden çok keskin biçimde ayrışmasında bu konu önemlidir. bilinçli önderler sayesinde kürt hareketi, kürt teali cemiyetlerinin ideolojisine çekilerek, antiemperyalist tavırdan uzaklaştırılmıştır. pkk'nın amerika tarafından himayesinin en büyük nedeni budur. bu aldatmaca altında kürtler, mandacı bir ideoloji ekseninde hala örgütlenmektedir. kürt emperyalizmi, turancılıktan farksız ve tehlikelidir. yılmaz güney gibi aktörleri bu açıdan tekrar eleştiriye tutmak en iyisidir.
bu başlıktaki 291 giriyi daha gör