yılmaz güney

16 /
dersaadette yalınayak dersaadette yalınayak
- kadın dövmüş, eziyet etmiş, arabayla ezmiş, kafasına bardak koyup nişan almış;

- sarhoş ve ehliyetsiz araba kullanıp küçücük çocuğu ezmiş;

- ses yaptığı için kendisini uyaran hakimi kafasından vurup bir de suçu üstlenmesi için yeğenini polise yem etmiş, polis yemeyince yeğeninin inisiyatif aldığını ve haberi olmadığını söyleyip kıvırmış;

- eline silah alıp istediği yerde sağa sola sıkmış;

adamda her yol var, bir insanı insanlıktan utandıracak her şeyi yapmış. ideolojisi umrumda dahi değil. ayrılıkçılığından, paris kürt enstitüsü ve apoculara verdiği destekten, pkk'nın ideolojisini oluşturan adamlardan biri olmasından zerre bahsetmiyorum. mesele o değil çünkü.

leş gibi bir katakter, iğrenç bir insan. bugün o veya bu sebepten şu adamı savunanlara da dikkat etmenizi tavsiye ediyorum. çünkü hepsi eline fırsat geçtiğinde aynı şeyleri yapma potansiyeline sahiptir ve çok da yancı bulur.
dumrul dumrul
her şeyi baştan alalım:

ahmet kaya'yı sevmediğim gibi yılmaz güney'e de bir sempati beslemiyorum.

her ikisinden de hoşlanmamamın en baştaki sebebi ikisinin de çok popülist insanlar oluşu. ancak ahmet kaya'nın popülizmi temelde dibine kadar apolitik bir popülizmdir. yılmaz güney'inki ise tam tersidir. bu nedenle de yılmaz güney'in sinemasını herkes sevmez ama ahmet kaya'yı her cenahtan çeşit çeşit tip çok beğenebilir. ben ahmet kaya'nın müziğini dibine kadar apolitik olduğum ortaokul yaşlarımda dinlemeye başlamıştım, politikleşmeye başladıktan sonra ise azaltarak bitirdim. sokak ağzıyla söylersem sempatizanlıktan militanlığa geçtiğim dönemden sonra ahmet kaya'yı bir daha hiç dinlemedim. yılmaz güney'in sinemasına karşı ise bir parça ikircikliyim. ilk izlediğim filmi sanırım "umutsuzlar"dı. o zaman sanırım lise 1'de olmalıyım. filmi sevmiştim. devrimci olduktan sonra izlediğim ilk filmi "arkadaş"tı ve filmden resmen tiksinmiştim. o dönem devrimci tipolojisini filan aşırı derecede karikatürize ettiğini düşünmüştüm. bana gülünç gelmişti. tabii karikatür devrimcilerin varlığından habersizdim. yılmaz güney'in popülizmi aslında şehirlileşememiş, kültür şoku yaşayan anadolu insanını yüreğinden yakalar. bunu yapabilmesinin nedeni yılmaz güney'in kendisinin de bu sınıfsallığa dahil olmasıdır. o, işçi gibi çalışıp köylü gibi yaşayan bir sosyolojiye dahildir ve ona hitap eder. ama zaman içinde politik kavrayışının köylü devrimciliğini bir parça aştığını da filmlerinden anlarız.

aslında yılmaz güney'in filmlerinin gelişimini net biçimde anlamak için 75 sonrası türkiye ve dünya solundaki ayrışmaları, gelişmeleri anlamak gerekir. 68'in şehirli üst-orta sınıf gençleri daha çok reformist partilerde ve gruplarda örgütleniyordu. şehirli alt-orta sınıf gençleri latin amerika tipi devrimci örgütleri kurdular. köylüler ise maocu oldular... 72 yenilgisinden sonra sol örgütler yeniden toparlanırken maocuların daha geniş bir zemine oturabildiğini gördük. 75 sonrasında sol örgütlere baktığımızda yukarda bahsettiğim sınıfsal netliğin ortadan kalktığı gözümüze çarpar. çünkü bu dönemde köyden şehre göç gerçeği net biçimde ortaya çıkmaya başlamıştır. bu, taşranın şehri işgali biçiminde gerçekleşir. o dönemin şehirli insan tipi bu istilanın yarattığı kaygılarla giderek muhafazakarlaşır. tabii onun muhafazakarlığı seküler bir muhafazakarlıktır. yani kemalizme sarılan bir muhafazakarlık. taşra ise kemzalizme aşırı derecede uzaktır. dönemin türkiye solu da kültür şoku yaşayan taşralının işgalinden en fazla etkilenen kesim olur. dikkat edin, bizim "komünist"lerimiz de şehirlileştikçe kemalizme daha çok yaklaşacaktır. mustafa kemal'e en uzak olan örgütlerin bile politik reflekslerinde kemalizm etkisi çok yoğundur.

maocular hem abd hem de rusya'ya eşit derecede karşıydılar. bunların kıblesi çin'di. 1977'den sonra ise bu kez sahaya arnavutluk ekolü çıkmaya başladı. bu da aslında kültür şokunu nispeten atlatmaya başlayan artık sadece işçi gibi çalışmayıp işçi gibi yaşamaya da başlayan bir sosyolojinin ortaya çıkması ile bağlantılıdır.

yılmaz güney de bu dönemde yüzünü arnavutluk'a döndü. şimdi her kürdistan diyeni pkk'lı zannediyor olabilirsiniz. ancak o dönemde pkk kürdistan'ı dillendirenler arasında azınlıkta olan, tam olarak örgüt bile denilemeyecek küçük bir gruptu. pkk'nın yoğun çalışma yaptığı alanlarda bile pkk'yı pkk olarak bilenlerin sayısı çok azdır herhalde. örgüt resmen 1978'de kurulmuş olsa da fiilen bir örgüt olarak anılabileceği dönem 15 ağustos 1984'te açılmıştır, yılmaz güney ise sağlık durumu nedeniyle muhtemelen 15 ağustos'u duymamıştır bile. adam 4 eylül 1984'te kanserden öldü. kendisi örgütsüz olsa da ideolojik olarak tdkp'ye yakın olduğunu söyleyebiliriz.

neyse, yılmaz güney sinemasını dönemin politik gündemleri üzerinden okumak hem onun sinemasını hem de dönemi anlamayı çok kolaylaştırır. onun apolitik sineması da sınıfsal çelişkileri filan anlatır ama kendi bakış açısı, yönelimleri, kültürü üzerinden anlatır. bu dönemdeki bazı filmleri o dönemin henüz mafyalaşmamış ama mafyaya doğru evrilen gayrı meşru alemi tarafından fonlanmıştır.

şimdi burada da solunki ile benzer bir hikaye var ama bu kez tersten akan bir hikaye. bizdeki delikanlı - kabadayı - mafya şeklinde ilerleyen evrim şehirden köye doğru ilerleyen bir evrimdir. delikanlı ve kabadayı şehirli bir formdur.

hiç düşünüyor musunuz bu ülkede akdeniz mafyası diye bir şey yok, ege mafyası diye bir şey yok da niye karadeniz ve kürt mafyaları var? çünkü bu da gayet sınıfsal bir mevzudur. mafya dediğimiz şey şehri fethetmeye gelmiş ve orada kültür şoku yaşayan insan tipinden beslenir.

mevzuyu anlamak için hemen şuraya bir kaynak bırakayım:

tr.instela.com

yılmaz güney'in sınıfsal açıdan arada kalmışlığını alın, filmlerinde ve gerçek hayatında mafya ve kabadayılık arasında gidip gelmeleri üzerinden sınayın.

adam türkiye sosyolojisine öyle bir oturuyor ki yaşasaydı sineması 90'larda neye evrilirdi gerçekten çok merak ediyorum.

sinemacılığı üzerinden konuşursam şu andaki sinema zevkim açısından "sürü" ve "duvar"ın çok başarılı olduğunu düşünüyorum. "yol"u hala izlemedim. izlediğim diğer hiçbir filmini beğenmiyorum. sürü, köylü yılmaz güney'i, duvar ise şehirli yılmaz güney'i birbirinden ayrıştırabilen filmler. sanırım ben köylüyü köyünde, şehirliyi de şehrinde sevdiğim için bu filmleri başarılı buluyorum. şehre gelip kültür şoku yaşayan köylülerle gerçekten aram yok. şehrin konforunu bile yeterli görmediği için haldır haldır kırsal alana kaçmaya çalışan embesil şehirliyle de aram yok. sonuçta sosyolojiye saygı duymak ayrı, bazı sosyolojik gerçekleri bağrına basmak ayrı şeyler. türkiye'nin talihsizliği radikal solun da faşizmin de aynı sosyolojik zeminde ortaya çıkıyor olması. tam da bu nedenle anabacı vokke'nin "yılmaz güney yaşasaydı" şeklindeki biraz aşırıya kaçmış görünen fantezisinin çok da boş olmadığını düşünüyorum.
anabacı vokke anabacı vokke
yauw meseleniz bal gibi de adamın marksist olması... din kardeşi de değiliz ama atma recep. yılmaz güney safını sizden yana belirleseydi kurtlar vadisini adamın üzerine kuracaktınız, şimdi uzanamadığınız ciğere "zaten her yol vardı" diyorsunuz. gerçekten çok komiksiniz... allah aşkına türk gençliğinin kafasını can polat'larla, memati'lerle ambale ettiniz. şimdi yılmaz güney'e mi "gerçekten iğrenç bir insan" diyorsunuz? yemeyin bizi...

ağar'ın veledinin hangi suçtan yırttığı biliniyor. ümitcan uygun ve türevlerinin kimden çıktığı da az çok biliniyor. bir de üstüne adamla derdimiz valla ideolojik değil kriminal deniyor. asıl siz kendi mahallenizin itini görmezden geliyor olmayasanız? o samimiyetsiz "beni bağlamaz", "eğer yapan oysa ta amk ben onun" gibi cümleleri geçiniz. ateşi bol olasıca türkeş de adamları takır takır adam öldürürken "valla biz vurmadık" diyordu...

valla bu adamın suçu kadın dövmesi falan değildir. aslında tek başına marksist olması da değildir. kendi ideolojisine geniş halk kitlelerini de kazanabilmesidir. özellikle halka uzak gelen elit ve antipatik chp'den hoşlanmadığı için sola antipati duyan halk kesimlerini... yoksa katiller sizde her zaman en saygın kişilerdir, yemeyin bizi.
2
tonguç tonguç
anadolu insanı için önemli bir figürdür yılmaz, bulunduğu coğrafyayı etkilemekle kalmamış, evrensele de göz kırpmıştır.

burada elestirilerini sıralayan ve siralayabilecek her insandan daha fazla, yaşadığı hayata anlam katabilmistir.

buradaki her insandan daha şeffaftır, daha fazla kendini gerçekleşmiştir. daha fazla iz bırakmıştır.

eleştirilir, katil olarak değerlendirilir, terörist olarak nitelenir, katil yaftası yer, bunlar inanın boş.

buradaki hiç kimse bir yılmaz güney değildir ve günümüz şartlarında zaten bunu beklemiyoruz.

sadece yaşadığın toplumun bu kadar esiri iken ve ataletten ölürken ezbere muhabbetleri bırakalım.
harmonai harmonai
sağcı ya da solcu değilim en baştan söyleyeyim. bunun dışında herhangi bir insanı sırf sizin siyasi görüşünüze yakın diye ölümüne putlaştırmayı anlayamıyorum. benim nazarımda yılmaz güney dönemine göre iyi bir oyuncu ama kötü bir insandır. birinin iyi bir insan olması şucu ya da bucu olmasından çok daha önemlidir.
beste çalan mahur beste çalan mahur
sanatçılar özel yaşamları ile örnek olmalılar diyen ilk kimse, onu getirin bana, bir şey deneyeceğim.

şahsen ben yaptığı filmleri de beğenmem, sanat anlayışını da. yani özünde bana göre iyi sanatçı da değildir. ben de bilirkişi değilim tabi, onca ödül, yıllara direnen filmler, senaryolar da boşuna değildir elbette. tipik bir anadolu adamı, bu asilikle marksist olmak yerine paramiliter grupların eline geçseydi o zaman konuşurduk kötü insan nasıl olunur. parmakla da yıkıyoruz işte vukaatlarını, çok önemli mi, değil. cezasını çekmiş mi, herhalde çekmiştir.

valla dua edin marksist olmuş, kırk katliamla anılırdı yoksa. öyle adına kültür evi falan açmayı bırak, kimse de tanıdığını söyleyemezdi.
anabacı vokke anabacı vokke
bu arada solcular keşke azıcık büyütseydi adamı, ben hiç gereken kıymeti vermediklerini düşünüyorum. bunda dumrul'un bahsettiği sınıfsal zeminin ve şehirliliğin payı var. sözgelimi ne kadar enver hocacı da olsan yılmaz güney de enver hocacı olsa sen şehirli alt orta sınıfsın, kırdan da kopmadığın için köylü bir tarafın da yok. dolayısıyla içten içe adama solculuğu da entellektüelliği de yakıştıramıyorsun... özellikle örgüt mk'ları için durum böyleydi. yoksa taban şehirlileşme bunalımı yaşayan emekçiler ve orta sınıflardan oluşuyordu.

ama bugün türkiye solu'nun başına bela olan da bu sınıfsal zemin. türkiye solu tekrar cumhuriyet dönemi tkp'si gibi metropol aydınlarına daraldı. emekçi sınıflarla bağı koptu. bu zeminden radikal sol zaten yeşeremiyor. chp de giderek sağa eklemleniyor, o zeminde akp tarafından tokatlanıp duruyor. valla kendi habitusumuzda çok mutlu olabiliriz de tokatlanıp duruyoruz işte...
2
dale nunes dale nunes
izlediklerimden umutsuzlar, kozanoğlu ve eşkıya celladı filmlerini özellikle severim. bana göre yılmaz güney'i önemli kılan unsur marksistliği, veya pop ikonu olması değildir. güney'i değerli kılan, coğu filminde ana akımın aksine yön tutturması ve bu yolda ilerlemesidir. hele ki, maddi riskleri göze alması, 60 ve 70'li yıllar gibi, asker-kapital işbirliğinin ayyuka cıktığı bir baskı döneminde bunu ısrarla sürdürmesi, takdire şayandır. yukarıda herkesin bahsettiği ve karıştığı suclar ise son derece utanc vericidir, o da ayrı.

yılmaz güney'in sinema yönüne gelmeden önce, o dönem cekilen ve ''yeşilcam'' olarak adlandırılan filmlere bakıldığında, büyük bir kısmının avrupa ve amerikan sinemasından uyarlama olduğunu görürüz. bu filmler, zaten üc kuruşun döndüğü bir sektör olan türk sinema sektörünün, gişeye olabildiğince önem vermesinin bir ürünüdür. gereksiz denemelere harcanacak ne vakit vardır, ne de para. bundan dolayı da sadece halkın ilgisini cekecek ve gönlünü okşayacak işlere girişilirdi. bir de üstüne bürokratik ve postal kaynaklı sansür kol gezerdi. her yönetmen film cekemez, her senaryo oynanamaz, her sahne gösterime giremezdi. öyle ki o yıllarda ''sansüre uygun senaryo yazan senaristler'' diye bir iş kolu bile türemişti.

şartlar böyleyken de bir takım şablonlar oluşmaya başladı. bol bol köyden şehre göcmeler, şehir hayatının ahlaksızlığı ve köy kültürünün temizliği, köylü kızının köşk sahibi beyin gönlünü calması, köylü kızının kısa sürede şehir kültürüne ayak uydurmasına rağmen kesinlikle aslını unutmaması, veya sempatik taşra kurnazları versus bayağı avrupa özentileri, bayat aşk filmleri, kör olan ve aşığı gelince gözü acılan melek kız/adamlar gibi şablonlarda cok sayıda film cekildi.

üstüne üstlük, bu şablon filmleri genelde aynı film şirketleri, aynı yönetmenler ceker ve aynı isimler de senaryolarını yazardı. bir de gişesi sağlam olan bir jön ve aktris eklendiğinde zincirin halkası tamamlanmış olurdu. bu yüzden de ana akım ''yeşilcam'' filmleri bana göre oldukca vasat, sümüklü, capsız ve zırlama eksenli filmler silsilesinden ötesi olamamıştır. bunların icinde güzel filmler ve üst düzey oyunculuklar yok muydu? elbette bunlar da mevcuttu ancak ana akımın durumu maalesef buydu. 80'li yıllar ile birlikte ne zaman ki amerika ve avrupa'da sinema başka yönlere gitti, ne zaman ki bu tekeli oluşturan şirket- yönetmen-senarist cevresinin elindeki malzeme tükendi, işte o zaman türk sineması aradığı ruhuna biraz olsun kavuşabilmiş oldu.

yalnızca para kazanma ve kolaya kacma amaclı, perde arkasında buram buram şark kurnazlığı kokan bir ana akım piyasanın kanını emerken, yılmaz güney'de bu sakil ve ahmak akıma kolaylıkla ayak uydurup, cekeceği bir şey anlatmayan, ici boş filmlerle köşeyi dönebilirdi. veya yine dönemin ikircikli yapımcı-yönetmenleri gibi aslında hükümetle kolkola girip, filmlerde halkın gözüne girmek icin sahte eleştiriler de yapabilirdi. veya veya filmlerini aynı coğu yeşilcam filmleri gibi, sanattan süzüp, hatta son derece sıkı bir süzgecten gecirip, iki saatlik bir posa ile de insanların karşısına cıkabilirdi. ancak bir cok filminde (bahsettiğim şablona oturan kimi klişe filmleri de vardır) bunlara başvurmak yerine, risk alması ve anlatılmayanı, söylenmeye cesaret edilemeyeni söylemeye cabalaması bugün onu sinema acısından değerli kılar. hele ki, günümüzde sanat acısından ortaya cıkan cölleşmeyi, biatcılığı, ve ödlekliği görünce.
3
polia polia
ya ne güldüm. adamın kötü olmasında fikir birliği eden birbirini günahı kadar sevmeyenler gönül birliği etmiş, birbirini favlamış, hak vermiş falan. eee buralarda birisine karşı düşmanlar bile elele verip birlikle anca gelebiliyor. yalnız olsanız bireysel olarak bi bok beceremezdiniz zaten, kale de alınmazdınız.

olay sonra daha da büyümüş, başka başlıklara taşınmış falan.

yahu yılmaz güney kötüydüyse de size ne? siz kimsiniz? önce kendinize bakın bi. siz ne kadar iyisiniz acaba? yaşadıklarınız ne kadar doğru, ne kadar ikiyüzlü ne kadar yalancısınız? sonra 50 yıl önce ölmüş adamın arkasından atıp tutun kötüymüş de bilmem ne?!

adamın çok da umurundaydınız sanki sizi gidi işine geldiği gibi davranan hokkabazlar sizi!!
3
anabacı vokke anabacı vokke
benim de tartışmada gözüme çarpanlar:

1- pkk'ye amerikan uşağı, liderine sağ dönek diyen bir yazar yorumlarda kıçınızı da yırtsanız kürdistan'ı kuramayacaksınız diye paylandı. bunu yapan adamlara ehliyet bile verilmemeli, ciddi söylüyorum. 5 duyularında sorun var...

2- aynı entri içinde "çakıcı da iyi adamdır esasen" diyen bir yazar yılmaz güney'e bu ülkenin mihenk taşı dediği için seri eksileniyor...

bunlar sadece benim gözüme çarpanlar. sağlam bir stalkla daha ne cevherler çıkar allah bilir... yani cidden tartışmanın tarafı olmasan eğlenceli tartışma aslında. ama napalım hem kürt hem solcu hem de yılmaz güney sinemasına karşı da boş olmayınca yapacak bir şey yok...
veremem sana acımı veremem sana acımı
tıpkı nazım hikmet gibi övmezsek çok ayıp olacak sıfatı yüklenmeye çalışılan tiplerden biri. sanatı/sanata dair yaptıkları belki kayda değer bir şeyler olabilir-ki o konuda beğenme mecburiyeti yok- ama karakterleri için methiyeler dizip göğüslerini döverek gözyaşlarına boğulmak zorunda da değiller. bir de eleştirenlere "siz kimsiniz ki bre!!!!" çıkışları yapılıyor. yahu x kişi belki burada hakkında bir iki cümle de olsa olumsuz tanımlamalar yapıyor diye illa onunla mı kıyaslanması gerek? malum kişinin karakterini topa tutanları yerden yere vuranlara benziyor bu durum...


"adam yılmaz güney'i övmüyormuuuuuş!"

"püüüü vay deyyuuuusss, gidelim de ağğğğğzına sıçalım hemen!!!!!"

"evüüüüt kesssin şerreefsiz ve pislüktür!!!!!!!!!"
16 /