yılmaz özdil

160 /
dumrul dumrul
1,5 milyon satan kitabının 35 tl'lik versiyonundan zaten en az 4,7 en fazla 10 milyon tl kazanmış olan kişidir. (çok büyük ihtimalle ikincisi)

2000 lirallık kitaptan kazanacağı da en fazla 600 bin tl filandır. (piyasayı biliyorum da konuşuyorum)

yani antikapitalist falansanız 2000 liralık kitaba gelene kadar daha neler var. yok kapitalizmden bir rahatsızlığınız yoksa dert nedir? kapitalizm bu, alan olduktan sonra allah'ı da satarsın, atatürk'ü de marx'ı da...

tıpkı jet fadıl olayları gibi sken memnun skilen memnun bize ne... gönül ister ki ülkenin tüm dolandırıcılarında, hırsızlarında bir selçuk parsadan asaleti, letafeti, nezaketi olsun ama yok yani. şahsen böyle bakıyorum evet. öte yandan bunu jet fadıl vs olaylarından ayıran iki nokta var.

ilki parayı bayılanlar, hayatlarından çok memnunlar. "mağduruz ha mağduruz" diye ağlamıyorlar. zira bütün tepkiler ortaya çıktıktan sonra satışı başlayan kitabı yarım saatte tüketmişler. bunların bir kısmı belli ki kitabı yatırım aracı olarak görüp kumar oynamak istemiş. ben de bazen sokağa atacak beş - on liram olduğunda piyango falan alıyorum. muhtemelen bütçelerimizi oranlarsak ikisi aynı şey... hatta kitaba 2000 tl bayılanlar daha az risk almış bile sayılabilir. (evet beş parasız bi insanım)


ikincisi de tepki gösterenlerin yarısı kendisi ile aynı mahallenin insanları. koyun olanla olmayanın farkı da tam olarak burada ortaya çıkmaz mı zaten?
2
katia katia
neden yilmaz bey in atatürk kitabi çok kötü

kötüye kötü, iyiye iyi diyebilecek zeka ve kültür düzeyinde olabilmek bir özgüvendir:

bugün tesadüfen yılmaz bey'in atatürk ile ilgili kitabını şöyle bir inceledim; dikkatimi çeken ve aynı zamanda da hem prestij olarak arşivine, hem de kütüphaneleri için satın alan okuyucularına sormak istediğim konular şunlar:

1- bütün kitap boyunca atatürk için mustafa kemal ifadesinin kullanılması sizi hiç rahatsız etmiyor mu? "ekmek parasını kazanan hatta kendisini atatürk'ün mirasçısı sananlar bile ata demedikten sonra başkaları niye desin ki ?" diye hiçbir düşünce usunuzda oluşmadı mı?

2- yazı dilimizde kuraldır: konuşmanın tersine bir edep ve nezaket vardır. her ne kadar son yıllarda sokak ağzı çok revaçta da olsa da edebiyatımızda bu genel kuraldır. yazı dili nezaket gerektirir. kitap boyunca annesi için zübeyde, babası için ali rıza, atatürk'ün kendisi için de mustafa kemal denilmesi dikkatinizi çekmedi mi?
kapı komşumuz için bile bizim kültürümüzde mutlaka hanım ya da bey veya efendi gibi ifadeler kullanılır.
en basiti şu sosyal medyada bile birbirimize doğrudan ilk adımızla mı hitap ediyoruz?

3- kimi tanımlama ve tasvir gerektiren sahneler var. örneğin: yunanıların işkenceleri anlatılıyor: türk köylülerinin ölüm sahnesi: "dana gibi debeleniyorlardı ölmeden önce."
hiç bunları okurken kendinizle ilgili kullanılan "dana gibi debeleniyorlardı" ifadesi keyfinizi kaçırmadı mı? hadi yılmaz'ı geçtim. bu yayınevinin editör kadrosu yok mu? "ölmeden önce dana gibi debeleniyorlardi" ifadesini edebi bir dille tasvirleyin diyen de mi olmadı?

4- kitap hazırlanırken bu hissediliyor. atatürk insan haline getirilmek istenmiş. tabularından ve put kıyafetlerinden çıkartılmak istenmiş. fakat bunun için kullanılan dil yanlış. sıfatlar onur kırıcı ve toplum nezdinde atatürk ile ailesinin manevi şahsiyetini küçültücü bir noktada kabul edilebilir.
bunun için çok avam ve alt tabaka hatta argoya kaçan ifadeler kullanılmış.
atatürkle ilgili özel anılar çok sık kullanılmış. daha önce hiçbir yerde okumadığımız, duymadığımız ve bilmediğimiz... en basiti: "garsonlara bol bahşiş ver." ifadesi gibi. bunların kaynağı nedir? bu anıların doğruluğu ispatlı mı? atatürk'ün işi gücü yoktu da garsonların çok dedikoducu olduğuyla mı ilgileniyordu. bahşişin bol bırakılması tek derdi miydi? keşke bu anıların dipnot olarak kaynağı belirtilmiş olsaydı.

elbette bu bir ticaret. para da sizin, keyf de sizin. isterseniz 10 bin lira verin. kimsenin umurunda olamaz. fakat atatürk yerine mustafa kemal, bey ya da hanım veya efendi yerine doğrudan ön adlarıyla aileden bahsediliyorsa; çok özel anılar kaynakça verilmeden yazılıyorsa; onur kırıcı ölüm şekilleri edebi bir dilden uzak ifade ediliyorsa, o zaman aziz nesin'i anmamak elde değil.

son bir hatırlatma: uzun zamandır sosyal medyanın ve siyasi aktörlerin rahat tavırlarından dolayı pek çok temel kural değişmiş gibi görünebilir. fakat türk yazı dilinde temel bir kural vardır. nezaket ve üsluba dikkat edilir. hatta geçmişin en muhalif yazarları bile osmanlı'yı hicvederken padişahlar ile eşlerinden ve annelerinden dikkat edin genellikle ön adlarını kullanarak bahsederler. daima padişah, sadrazam, paşa, sultan, haseki, ana gibi sıfatları kullanmışlardır. yılmaz bey'ın yaptığı gibi mustafa, zübeyde, ali rıza gibi sıfatlarını küçültücü ifadeler kullanmamışlardır.
ilk dikkatimi çeken konular bunlar. bunun dışında yılmaz bey ile editoryal bağımsızlığa aşırı müdahaleyi doğru bulmam. fakat bunlar gördüğüm temel kural ihlalleridir.
saygılarımla...

nurten ertul
istebuarimaya istebuarimaya
kendisi piyasaya ilk girdiğinde yönünü arıyordu. çok liberal takılıyordu, önce cem uzan'a destek çıktı hem de topla tüfekle. sonra baktı orada ekmek yok atatürkçülüğe dümen kırdı.

yani kendisi bazen doğru şeyler yapsa da bunu içtenlikle değil para için yapıyordu. ben şahsen son hareketlerini garip bulmadım. sadece üst üste yapınca dikkat çekti. galiba takside falan girdi.
uzaklardancemuzangeliyor uzaklardancemuzangeliyor
bomboş bir yazar.

"halk arenası" adlı programda geliyom gidiyom izmir boyoz ve atatürk kelimelerini kullanarak binlerce parayı götürüyor.

muhalif desen değil, habercilik başarısı yok
google'lanacak bilgileri ortaya sunuyor

yazar desen, kitapları duygu sömürüsünden başka bir işe yaramıyor.

ne bu adam?
mistik penguen mistik penguen
yılmaz özdil'in, m.kemal kitabı dezenformasyon örneği olarak gazetecilik ve tarih bölümlerinde okutulsa yeridir... zaten ne kaynak, ne kaynakça, ne dipnot veriyor... meğer mimar sinan'ın kabri, 1935'te ırkçılık gayretiyle kafatasını ölçmek için değil de, heykelini yapmak için açılmış... peki o zaman sinan'ın kafatası bugün niçin mezarında değil... niçin alıp götürmüşler?

türk milletine yüzlerce şaheser armağan eden büyük dahi mimar sinan, süleymaniye külliyesinin gözlerden uzak bir köşesinde kendisine bir kabir yapmış; yüzlerce yıl orada huzur içinde mahşeri beklemiş de, acaba 1935'te o kabri açmaya cür'et edenler niçin kafatasını inceledikten sonra, en azından tekrar yerine koymak kadar basit bir insanî hassasiyeti göstermemişler? milliyetçilik bu mu? ve nihayet ankara üniversitesinin depolarında mı nerede olduğu belli olmayan şekilde kaybetmişler... bilerek mi yok edildi sorusu insanın aklına gelmez mi? yoksa, bu aklı evvel bilim adamları sinan'ın kafatasından türk olmadığını çıkarmış da, avrupalılara rezil olmayalım diye, yine ırkçılık gayretiyle kafatasını yok etmiş olmasın? insanın aklına herşey geliyor... olur mu olur. bu kafadan beklenir. sinan ırken türk olsa ne olur, olmasa ne olur? türk mimarisinin en büyük mimarıdır ve herkesten fazla türktür, diyebilmek bu kadar zor mudur? kafatası ölçerek ırk tespit edebilmenin bir palavra olması da ayrı hikaye...

dertleri sinan'ın aslına uygun heykelini yapmak olabilir miydi? diyelim heykelini yapmak istediler... o vakit, niçin bu sinan heykeli tam 22 yıl sonra ancak 1957'de yapılabilmiştir? yani chp düştükten sonra... atatürk emir verdi diyor. bu emri yerine getirmek için 22 yıl niçin beklemişler? en yakınlarının atatürk'e saygısı bu olabilir mi? en azından üç beş sene içinde bir sinan heykeli yapılamaz mıydı? ki atatürk'ün heykel emri dediklerinin aslı da, son derece tartışmalı bir satırlık el yazısından ibaret... madalyon yapıldı diyor, neredeymiş bu madalyon?

madem mesele heykel yapmaktı, o dönemde mezarı açılan birçok selçuklu sultanının da heykeli yapıldı mı? mezarı açılan alaaddin keykubat ve ii.kılıçarslan gibi, türkiye'yi vatan yapan en büyük türk hakanlarının kafatasları niçin kayıp? niçin türbelerindeki kabir odasından alınmış da yerine konulmamış... bu büyük insanların kafataslarından üniversite bünyesinde koleksiyon yapmak, onları mahzenlerde, depolarda bekletmek bilim mi? bu vaziyet, bırakın bir müslüman'ı, dinsiz dahi olsa bir türk'e, bırakın bir türk'ü, herhangi bir insana giran gelmez mi? kabuslar gördürtmez mi? vicdan azabı yaşatmaz mı? diyelim ki, naziler gibi bilimsel (!) ırkçılığa inanıyorlardı; acaba o sayısını bile bilmediğimiz, birçoğu kayıp kafataslarının alçıdan birer örneğini yapmak, sonra yerine koymak çok mu zordu? insan kendi ırkının büyüklerine böyle mi saygı gösterir? en basit bu hassasiyetlerin bile hiçbiri gösterilmediğine göre, o yıllarda yapılan bu mezar sökmelerin başka bir psikolojik sebebi olması gerekir mi, gerekmez mi? ve asıl buna bakmak lazım gelmez mi?

yılmaz özdil, bulmuş beyni uyuşturulmuş bir millet, pardon topluluk... veriyor afyonu, veriyor haşhaşı... paraya para demiyor. eee uyuşturucu ticareti iyi para getiriyor tabii..!

acaba ne zaman büyüyeceğiz?

(yusuf ziya başbay)
deliyim delisin deli değiller deliyim delisin deli değiller
türkiye garip bir ülke. hemen herkesin degerleri bir sekilde baskasi ya da baskalari tarafindan kullanilabiliyor, asagilanabiliyor, bir cikar kapisi olarak kullanilabiliyor. bu cikar; kimi zaman kendi degerini bir baskasinin degerinin ustune yerlestirmek gibi, deger vermedigini asagilayarak ruhsal bir tatmin elde etmek gibi soyut seyler olabilirken, kimi zaman maddi bir kazanc olabiliyor.

yilmaz ozdil citayi bir basamak daha yukari tasimis birisi. bunu kendi degerlerini bir menfaat kapisi olarak kullanmak suretiyle gerceklestirmis. aslinda bu da tanidik.

yilmaz ozdil, bir ataturkcunun(!) ataturk'e yapabilecegi en buyuk hakareti son kitabiyla yapmistir. kendi degerini -ki bu degerin meta olarak kullanildigi asikar- para ile takas etmek ne bileyim biraz sey degil mi?

kimin ne kazandigi umurumda degil. ama insani boyle aptal yerine koyan ve bunu erdemli bir eylemmis gibi sunan bir insandan bahsediyoruz. bunu savunan fanatiklerin ya gozleri kör ya da gercekten aptal yerine konmayi hakediyorlar.
theextremist theextremist
evet yazdım!



ama bir sor bakalım neden yazdım?



hayat ne kadar güzel lan atatürkçülük falan...



filan falan işte ehehe...



atatürkçülükten aldığım tadı hiç bir şeyden almadım...



belki bilardo?



ama yok lan atatürkçülük daha güzel...



...diye buyurdu asrın liderimiz



kapanış.
kakalaflar kakalaflar
herşeyi bir kenara bırakalım yav hayırdır neden bu adamın her yaptığı bu kadar göze batıyor.alma,okuma,dinleme be kardeşim senin hayatını etkileyen kısmı ne ki.''atatürk izirindin piri kiziniyir''yapabiliyorsan sende kazan küfür mü ediyor atatürk'e hakaret mi ediyor ki edenlere de nasıl davranıldığını gördük kimse sorguladı mı acaba?anlamadığım bu kadar hak hukukçu olundu madem bu milletin hakkını cukkalayan indire gandi yapanlar kimseyi rahatsız etmiyor herşey yolunda nerde bu hakçılar hukukçular ama adam kendi emeğiyle yaptığı eserden para kazanınca vaaaaaaayyyy hırsız peki çaldığı şey ne?yani bu kadar mı asimile olundu hırsızlığın tanımını da unuttular.bu nasıl bir zihniyettir arkadaş.şeye benziyor martketlerde poşet parası alıyor diye millet ayaklandı ne parodiler ne şikayetlenmeler bu motivasyon neden diğer kulvarlarda göremiyoruz.her ay acaba o ödediğiniz faturalara bakıyor musunuz onlar için neden kimse konuşmuyor çünkü cahilsiniz cahiiiill..beyinleriniz poşet parasını sorgulayacak kadar gelişmiş ama faturanın üzerinde memur yürüsün diye zaten görevi olan işi yapsın diye artı verdiğin parayı sorgulamazsın.azıcık okuyun be azıcık birbirinizden gördüğünüzü konuşmayın,yazmayın.o bedeninizin üzerindeki yuvarlak şey var ya kafa hani henh onun içindekini azıcık kullanın acıtmıyor kullandığınızda.
yaseminkokulupatika yaseminkokulupatika
yılmaz özdil'i ömrü hayatımda sevmedim. son zamanlarda da iftihar ediyorum nefretimle.

demek ki neymiş!

nefret edilmesiyle iftihar edilecek biriymişsin sen yılmaz!!1!1
yalnızdım düşüyordum unutmamaya çalışıyordum yalnızdım düşüyordum unutmamaya çalışıyordum
böyle her an sıçacakmış gibi bağırsaklarda sıkıntı çeken bir ifade var suratında. özellikle atatürk üzerinden kerizleri silkeleyip insanların duygularını sömürdüğü için eleştiriliyor. nadiren doğruları söylese de söyleyiş biçimi, her yerinden fışkıran samimiyetsizliği ve leş kafatasçı üslubu ille rahatsız edici. nasıl ki hükümeti yalayan paralı kalemler var ise bu herif de tam karşı tarafta ama benzer rollerden biri.
ürkek ürkek
ben bu amcayı kerevize benzetiyorum biraz. besleyici bir besin ama tek başına asla lezzetli olmayan bir kereviz gibi. kimileri tarafından kereviz gibi şişirilmiş bir balon. sevmiyorum bu amcayı, aaay yılmazcığım acaba ne yazmış hemen okuyayım yok. popülerlik kasıntısı...

neyse bugün bir yazısına denk geldim. ak partinin iç hesaplaşmasını, çıkar çatışmalarını kaleme almış.

www.sozcu.com.tr

siyaset dediğin zaten çıkar ilişkileriyle yoğrulan şişirilmiş bir kavram. sorry
3
160 /