yolculuk

gülümsün gülümsün
ölüm korkulu bir rüyaydı başta ama sonra alıştı insanoğlu bu rüyalara ve devam etmeye çalıştı kaldığı yerden.
zamansız şehre döner bir yolcu, kendi şehrine. en çokta evini özlemiştir, kendi yerini, yurdunu. yolculuk sırasınca düşünür, kavuşabilmenin heyecanıyla gidilen kilometreler vız gelir o'na.
adı üstünde yolcu, yoldan gelen. şöyle bir uğrayacak olan, gittiği yerde beklenen, özlenen.
yolcu varır şehrine. her şey bıraktığı gibi mi diye bakar etrafına ama bulamaz bazı bıraktıklarını. yolcu ölümü görür önünde, ölümün sessiz çığlığını. önce titrer, yakıştıramaz ölümü ama sonra alışır, fark eder gerçekleri.
yolcu artık yollayan olur. ölüyü kendi elleriyle toprağa verir. fark eder ki hiç bir yolcu toprağa giden kadar iç acıtmaz çünkü geri dönülmez bir yoldur o'nun gittiği.
sözde yolcu ölünün pamuk yüzünü gördüğü anda görür hayatın ne olduğunu. başı, sonu en nihayetinde bir beyaz örtüdür ve üstüne atılan topraklar.
toprağa gideni uğurlamak koyar insana. kapıdan son çıkışıdır bu o'nun. onca sene sevdiklerini yolcu ettiği bu kapı, bu eşik şimdi o'nu uğurlar.
bu veda çok can yakar. bu veda, bu gidiş, bu sonu toprak kokan yolculuk...
bu başlıktaki 115 giriyi daha gör