yolculuk

2 /
charlie charlie
hep 'gitmek' istemek, hiç 'kalmak' istememektir. nazım hikmet'in dediği gibi aslında;

"yolculuklar başlamaz yürek çağırmasa..."
te5ir te5ir
bilinmeze doğru
sürüklenip giden hayatlar bir yolcu gibi
her bir vagonunda yüzlerce umut yolcusu
mutluluğa ve çiçeklerin açtığı bahar bahçelerine ulaşmak tek amaçları
sevginin yeşerdiği gülleri bulmak
ayçiçek bahçelerinde çekirdek toplamakher birinin ayrı derdi var
her birinin bileti kesilmiş
her biri hayatın olumsuz kıldığı körper vücutlarını kaçırıyorlar bilinmeze
belki bir güneş doğuşunda daha iyi ve daha mutlu uyanırım düşüncesiyle
soğukta bir yolculuk bu
kemiklerin dans edercesine üşüyüşüne rağmen
yolculuğa devam ederler
battanatiyeler ve dostların sıcaklıklarıyla ısınmaya çalışırlar
yettiği kadarıyla
zaman akıp giderken tren dağları deler geçer
fakat diğer dağda ne çıkacağı belirsizdir
hayatlar emanettir yaratana
dualar korur anca
inanç ve cesaret şurup gibi direnç verir insanlara
gururla yoluna devam ederler
bilmezlerki nereye gidiyorlar
sadece varmak istedikleri güzergahı bilirler
bilmezlerki yollar güvenlimidir
neler çıkacak karşılarına
sadece bir umut ve inanç
hayat treniyle yol alırlar
anadan çıkmış kadar yalnızcasına...
sophie sophie
dün gece itü sözlük makina zirvesi nin reklam arasında rastlayıp makinaya tercih ettiğim filmdir bu.
daha önce izlememe rağmen beni yine tv başına oturtabilmiştir.
ölümü beklerken aşk gelirse yi işler film.
lösemi hastası olan efran ve gönül ün hastanede tanışıp çıktıkları yolculuk,muhteşem bir aşka dönüşür.sonunda çok ağlatan bir dram,üzen bir aşktır bu yolculuk.senaryoda çağan ırmak imzası olduğu belli oluyor.
filmin künyesi:
http://www.sinematurk.com/film.php?8934
sanki cazorla sanki cazorla
düşünme süreci. ölçüp biçme, tartma, dökme yeri.
şayet bir otobüste, vapurda, uçakta ya da trendeyseniz.
hayatınız, tanık olduğunuz, işittiğiniz, okuduğunuz hayatlar akar gider gözlerinizin önünden ve bir iki sivri dikene takılır gözünüz. güzel anılar da olabilir bunlar, kapanmayan yaralar da. özlemleriniz de olabilir zihninize düşen, nefret ettikleriniz de.
her yolculuk, yeni bir keşfe gebedir. sadece bir çift gözün görmeye yetmeyeceği bir keşfe..
şanslıysanız ve bakmanın ötesini gördüyseniz pek çoklarına tabi..
hansvoralberg hansvoralberg
hazırlanma esnasında kişiyi buhranlara ve derin düşüncelere daldıran zamana bağlı yer değiştirme.

eğer sevilenler arkada bırakılıyorsa daha bir çetin olur yolculuk. first class'ta bir uçak biletiniz olsa bile içinizin en ücra köşeleri rahatsızlıktan kendini bitirir.

eğer sevilen arkada bırakılıyorsa çok daha çetin olur yolculuk. yolculuğun kendisi bir gizem olmaya başlar bırakılanın içinde. gözlerde damlalar birikir. arkadan bir de bir tas su atılsa bile gözyaşlarının yanında bir damladan az olur.
martin mi eden martin mi eden
nedendir bilinmez ama yolculuk denilince akla hep hüzünlü anlar gelir...

insanın kendisiyle başbaşa kaldığı, sağlıklı fikirler yürütebildiği ender anlardandır(heleki 20 saat gibi muazzam bir yol gidiyorsa). çocuk ağlamaları, yaşlı amca muhabbetleri bazen şoföre takılan gözleracaba uyukluyormueşliğinde her şehrin kendine has dinlenme tesislerinde ara verilen güzel zaman dilimi.
soldier in the army soldier in the army
en heyecanlı dakikaların yaşandığı anlardan biridir. tabi ki çocukken olanların. o zamankilerin tadı başkaydı tabi. çantanın içine ne bulunursa atmalar. tokadan, süpriz yumurtanın içinden çıkan maket oyuncaklara kadar. maksat gideceğin yerdeki çocuklara hava atmak olsun. sanki onlar hiç oyuncak görmediler. belki de istanbul'dan, senenin belli günlerinde gelen yolculardan başka bir şey görmediler. biliyorsun ya sende bunu, at havanı.

1 hafta önceden uykusuz geceler başlar. yolda giderken " ne giysem acaba? " diye düşünmeler. acaba " spor ayakkabılarımı mı giysem yoksa terlikle mi gitsem? ". en sonunda birinde karar kılınır yeni aldığın spor ayakkabılarını giyersin. yine havanı atmak içindir. sonra otobüste muavinin dağıttığı çokoprensler. tadı bir başka gelir, normalde bakkaldan alıp yemezsin. poşet suyundan içmek için sürekli susadığını sanırsın. meraklı gözlerin ile geçtiğin yerleri izlersin, isimleri aklında tutmaya çalışırsın. sabahın yorgun güneş ışığı ile birlikte uykun gelir. uyursun güne karşı.

ama şimdi? kulağında bir mp3 çalar zırvası, perdenin arkasında saklanıp uyursun. yanındakiler konuşmasa diye bakarsın. giyeceklerin çok da önemli değildir. çantana koydukların da. kıskandıracağın kimseler kalmamıştır artık. yollar ezberlenmiş, tabelalar eskimiştir. büyüdükçe tadı giden durumlardan biridir.
mayrem mayrem
fikret kuşkan gibi büyük bir oyucunun gerçekten yine oyunculuğunu konuşturduğu filmdir.

özellikle fikret kuşkan ewdeyken kız arkadaşının kapıya gelip ikisininde kapıdaki halleri litrelerce gözyaşı akıtmama sebep olmuştur.

dokunur...
tengizkaan tengizkaan
orhan veli şiiridir

yolculuk niyetinde değilim
fakat böyle bir iş yapmaya kalksam
doğru istanbul'a gelirim.
beni bebek tramvayında görünce
ne yaparsın acep?

maamafih söylediğim gibi
yolculuk niyetinde değilim!..
2 /