yolun sonu görünüyor

ouzbal ouzbal
babamın kırk yaş sendromuna girdiği yıllarda dinleyip dinleyip ağladığı şarkıdır kendisi.neyse ki sonra dan bıraktı...
lafalaf lafalaf
dursun ali akınet'in yazdığı, eşsiz bir anlam zenginliğine sahip olan türkü.

"ne ağa der ne efendi !" diyor. var mı ötesi ?
marseille marseille
sözleri ve bestesi dursunali akınet-selahattin aygün iş birliği olan, musa eroğlu'ndan her dinlediğimde saatlerce dilime dolanan türküdür. sözleri yazalım tam olsun;

bana ne yazdan bahardan
bana ne borandan kardan
aşağıdan yukarıdan
yolun sonu görünüyor

geçtim dünya üzerinden
ömür bir nefes derinden
bak feleğin çemberinden
yolun sonu görünüyor

azrail'in gelir kendi
ne ağa der ne efendi
sayılı günler tükendi
yolun sonu görünüyor

bu dünyanın direği yok
merhameti yüreği yok
kılavuzun gereği yok
yolun sonu görünüyor

azrail'in gelir kendi
ne ağa der ne efendi
sayılı günler tükendi
yolun sonu görünüyor

geçtim dünya üzerinden
ömür bir nefes derinden
bak feleğin çemberinden
yolun sonu görünüyor


di mi ya di mi ya
bense bir düşü bile yaşayamıyorum artık. evsiz, yolsuz, azıksız ve umutsuzum. korkuyorum necdet, korkuyorum. hayatımda belki de ilk kez korkuyorum, ne sokağın tam köşesindeki duvara 'benim de canım acıyor' yazarken hemen dibimizden geçen mavi kırmızı kâbuslardan, ne de hep beraber daha adil bir yaşam için bağırırken yatağının yönünü değiştiren sulardan korkmuştum bundan evvel. su yatağını değiştirirse, kırmızı elbiseli kadınlar doğururdu. mavi kırmızı kâbuslar duvara cortazar'dan bir grafiti bırakırdı. dilden dile aktarılırdı sonra, bir efsaneye dönüşürdü bizim için yaşamak kavgası. şimdi ise nedenini bilmediğimiz bir kuyu. düşüyorum.
düşüyorum.
düşüyorum.
düşüyorum.
oysa düşmenin de bir sonu vardır, bilirim. yazmanın da yaşamanın da bir sonu vardır. bu yangın yerinde yaşamak diyen şairin bir sonu. hatırlamak istemiyorum, olanlar bir daha yaşansın istemiyorum. böyle umutsuz olmak, uçuruma doğru yol alan bu trende olmak istemiyorum artık. biri imdat frenini çeksin, biri camdan bağırsın, biri bari müzik yapsın. yok, yok, yok. gitgide yayılan bu korku sindiriyor hepimizi. değirmende buğday değiliz. ekmek olacak değiliz. ama gene de bu korku yüreklerimizden gitmiyor. adını koyamadığımız, tüm efsanelerin en kötü anı olsa gerek. kahraman aramıyoruz, kahraman olmuyoruz, kurtarmaya çalışmıyoruz. bitsin istiyoruz, sadece bitsin. yoksa biz…
bitiyoruz.
bitiyoruz.
bit…
ama bitmiyor necdet, ne telefondaki kırgın ve korku dolu sesler bitiyor ne de yarına korku dolu bakan gözlerin sonu geliyor. trenin uçuruma gitmesi yetmiyormuş gibi, bir de kara dumanı içerisine doluyor. nefes alamıyorum. üstelik bu kara duman belki altmışlardan, yetmişlerden, seksenlerden kalma. yaşamak umudunu en az düzeye indirmeye başlamış; yaşam kavgasını yok etmiş, yarınlara güveni yitirmiş. nâzım duysa bu dediklerimi, epey kızar bana.
başımızdaki kara bulutlar dağılmıyor ama biz her gün
d
a
ğ
i
l
i
y
o
r
u
z

ali oktay özbayrak - necdet'e üçüncü mektup