yürümenin felsefesi

kuyruksuztilki kuyruksuztilki
yürümeyi seven herkesin okumaktan keyif alacağı sade basit boş olmayan yazlık bir kitap. hayatın anlamını bulmazsiniz ama küçük küçük biyografileri verilerin ünlü yazarlarda dusunurlerde kendinizi bulursunuz. ama ciddiyim yürümeyi sevenler okusun onun dışındakiler için vakit kaybı bence. sinirlenince uzilunce açılmak için yuruyorsaniz, kilometrelerce yürürken hayal kuruyorsaniz, kendi kendinize tartışma kazaniyorsaniz, kavga ediyorsanız , fikirler buluyorsaniz okuyun, kendinizi farklı hissedersiniz. aayyy niçe de aynı ben gibiymis lan dahiyim de harcaniyorum mu falan dersiniz, sanatçı ruhluyum ben falan derken gününüz geçer. yazarı frederic gros. orijinal adı ne bilmiyom bulmaya da uğraşamam.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
kitabın anlatımı biraz da çivi çiviyi söker mantığının üzerine oturtulmuş gibi. biten bir ilişkinin acısını ancak başka bir ilişkiye başlamak giderir der gibi, yürümenin de, 21. yy. üretim araçlarının mekaniği içerisinde robotlaşmış insan için bir özgürleşme, ruhunu rahatlatma yolu olarak işleniyor.

yürümenin insanı psikolojik olarak gündelik ve genel geçer sıkıntılardan arındırdığı gibi erteleme özgürlüğünün sevinciyle de yorarak güç verir. -ki sonunda yorulmaktan zevk alacağınız gibi diğer taraftan geri dönmek de mutlu eder sizi. herşeyi bıraktığınız gibi görseniz de güçlenmiş bir psikolojik durum ile herşeyin üstesinden gelebileceğinizi artık hissetmeye başlamışsınızdır.

uzun yolculuklar değil elbet ancak uzun yürüyüşler de insanın bilicinden kolay kolay silinebilen anlar değildir. yürümek insan için bir özgürleşme aracıdır çünkü. insan özgürlüğünü unutmaz. tutsak olsa bile unutmaz.

saate hapsolmuş yaşantımızı özgür kılarak zamanın durağanlığının dinginliğine teslim etmemiz bizi kendimizi bulmak noktasında da tetikler.

hep bir yere ulaşma kaygısıyla yürümek değil, şu saatlerimi yürümeye ayırayım planlaması değildir özgür kılacak olan. konu tamamen nietzsche'nin kara orman'da yürürken göz çukurlarına dolan mutluluk gözyaşlarıyla ilintilidir.

"özgürlük bir lokma ekmek, bir yudum su, uçsuz bucaksız kırlardır o halde." diyerek yürümenin felsefik perspektifini tek cümleye sığdırmıştır. çünkü doğa ait olan insanın kendini betonun içine tıkaması ve dünyaya baktığımızda hapis hayatını yaşıyor olması ve dengesini bozmasını yürümenin felsefesiyle muazzam işliyor yazar.