yusuf ile kenan

1 /
tekmeleyen kuş tekmeleyen kuş
1979 yapımı ömer kavur un yönettiği sinema filmi. dram türündedir. kan davasından kaçıp istanbul' a amcalarını bulmaya gelen iki çocuğu ve içine girdikleri çevredeki yitik hayatları anlatır. amcalarını bir türlü bulamazlar, arkadaş edindikleri diğer çocukların mahallesinde kalırlar, sefil hayatlara tanıklık ederler ve kendilerini de yavaş yavaş köylerindeki saflıktan uzaklaşıp istanbul'un acımasız yüzünü gösterdiği bir ortamda bulurlar. arkadaşları, suça itilen çocuklar, hayat kadını çocukları vb tolumun en alt kesimleri olur.
cem davran yusuf un abisi kenan ı oynar.
kaygısılzar daki "eleman" yalçın avşar annesi hayat kadını olan bir çocuğu...

film izlenmeye değer, güzel türk filmlerinden biridir.
senaryosunu da ömer kavur ve onat kutlar yazmıştır.
yeşilçam yeşilçam
ömer kavur'un ikinci filmi. sex filmlerinin piyasaya hakim olduğu 1979 yılında belgesel tadında güzel bir film, görüntü yönetmeni güneş karabuda'nın çektiği görüntüler olağanüstü. sinema televizyon okuyan bir öğrenci için eğitici ve öğretici bir film.

(bkz: yedinci sanat)
ne içersen iç su iç ne içersen iç su iç
yalçın avşar'ın muhteşem görüntüsü için tekrar tekrar izleyebileceğim ömer kavur filmi. çocuğun tip resmen mükemmel. benim gözümde yalçın avşar değeri bilinmemiş bir yüz yakın tarih türk sineması için.
filmin kendisi duygusaldır. kuş avlamaya çıkmaları hüzünlendirir insanı. kuş avlamaya çıkmak her daim bir hüzün barındırır zaten içinde. hele ki avlayanların kendisi aslında bu dünyada kafese kapatılmış insanlarsa...
(bkz: falkonetti)
yeşilçam yeşilçam
31 ağustos günü trt 2'de sansürsüz olarak yayınlanmış bir film. daha önce izlediğimiz gösterimler sansürden kuşa dönmüş'de haberimiz yokmuş. yayıncı kurum ve yöneticileri bu konuda mutlaka tebrik edilmeli.
die for morrison die for morrison
milano film festivali büyük ödülü başta olmak üzere bir çok ödül almış ömer kavur filmi.

spoiler içerebilir

dün gece 3-4 sıralarında rastladım filme, içime sıkıntı vereceğini bile bile inatla izledim. böcek rolündeki yalçın avşar döktürmüştü. o nasıl hareketler, konuşmalar filan. bir de 13 yaşındaymış o rolü oynarken vay anasını... dönemini iyi yansıttığını düşündüğüm bir film. duvarlardaki chp yazıları, kenan'ın yanında kaldığı ailenin az çok bilinçli bir işçi sınıfı ailesi olması, mahmut gökgöz'ün oynadığı karakterin çarpık'ın* eline silah tutuşturması vesaire... hakan tanfer'e bakınca eline bir silah, bir miktar da delikanlılık! söylemi tutuşturulup sağa "sol"a salınan ne çok pislik var diye düşündüm. zenginlere hiç değinmeyeceğim ümüklerini sıkasım geldi onların.*

yatağa girdiğimde mutluluktan gözlerimden yaşlar geliyordu, sıcak ve yumuşak ve temiz bir yatağım var diye. kendimi tornacı dükkanına kapağı atan, kendisine kol kanat geren tornacı çocuğun ve ailesinin yanında ilk gecesini geçiren kenan gibi hissettim. cem davran da gayet başarılıydı. "anadolu'dan gelmiş, uyanık olmasına uyanık ama büyük şehir insanının üç kağıtçılığıyla başedemeyecek kadar saf" imajını iyi yansıtıyordu. kenan rolündeki sarışın arkadaşa n'oldu merak ediyorum. kenan'a yardımcı olan tornacı çocuğa değinmeden edemiycim, sağlam oynuyordu çocuk.

bir de şu var, filme yıllar öncesinde bir kere daha denk gelmiştim aklımda bir tek bu kalmıştı:

-böcek öldü!
neondental neondental
onat kutlar ve ömer kavur tarafından senaryolaştırılan ve toplumcu-gerçekçi ulusal türk sineması teorisinden esinlenen ancak her anında ve karesinde hümanizm kokan cem davranın ilk gençliği dolayısı ile de diger yönü ile ilginç olan film. film katıldıgı bazı festivallerden ödülle döndü. özellikle çocuk rollerini oynuyan oyuncuların sade yalın dogal dolaysız yorumları hikayenin oldukça sürükleyiciliği insana iğrenç acımasız reel dünyaya sanki bir çocuk objektifinde bakıyormuş izlenimi uyandırıyor insanda. filmin ana karakterlerinin her şeye ragmen yaşama tutunma çabaları ve yaşam kavgasında kendilerinin de bu kavgada bir unsur olduklarını anlamaları bence filmin önemli mesajları arasında sayılabilir. bu filmin diger bir ilginç özelliği ise aslında siyasi olarak ilerici demokrat görüşlere sahip olan ömer kavurun bu görüşleri orjinli ve esinli son filmi olması. bu filmden sonra ömer kavur filmografisi reel gerçek-süreel gerçek arasında sembollere dayalı oldukça farklı bir açılıma yol açacaktır.
kaftan mağara adamı kaftan mağara adamı
1979 yapımı onat kutlar-ömer kavur filmi.filmin konusu,kan davasından kaçıp istanbul'daki amcalarını bulmaya gelen çocukları anlatsa da bazı sahneleriyle dikkat çekicidir:
-filmin ilk sahnelerinden birisinde kenan ve yusuf biraderler,amcalarını bulmak için tarlabaşı'nın homoseksüel kahvecisi(o karaktere kim hayat verdiyse emeğine sağlık,bu kadar güzel homoseksüel rolü hiç bir filmde izlemedim)ile semtin zenginlerinden olan fabrikatör sadettin erbil'in evine gelirler.sadettin erbil ve yanında bulunan kadın,bunlara abuk sabuk laflar ederler.''köyden gelip buraları mahvettiler'',''hep anamızı ağlatıyorlar:grev,toplu sözleşme,direniş''.bu replikler,sadece burjuvazinin iğrenç yüzünü değil,aynı zamanda ezilenlerden,işçilerden,köylülerden,velhasıl bütün halktan nasıl it gibi korktuklarını,hiçbir sınıfsal bilince sahip olmayan fakir çocuklara bile nasıl öcü gibi baktıklarını gösteriyor.
-filmin ilerleyen sahnelerinde karşımıza iki ayrı karakter çıkıyor:çarpık ve mustafa.çarpık,dokuz yaşında bir çocuğu öldürmekten hapse girmiş,hapiste her türlü pis işi öğrenerek ali kıran baş kesen olmuş bir çocuk.teyp hırsızlığı yaparak geçimini sağlıyor.yusuf,bunun hayatını kurtarınca da yusuf'u yanına alıyor ve ona hırsızlığı öğretiyor.filmin ilerleyen sahnelerinde ise bu karakteri devrimcilere karşı savaş vermek için örgütlenmiş bir kişi olarak görüyoruz.mustafa ise,bir tamircinin yanında çıraklık yapıyor.devrimcilerin safında örgütlenmiş,taş çatlasın on beş yaşında olmasına rağmen yaşıtlarına göre daha bilinçli bir çocuk.mahalledeki diğer çocukların aksine,çarpık'a karşı hayli mesafeli duruyor.kenan,filmin sonlarında mustafa ile takılmaya başlıyor.çarpık ile takılıp hırsızlık yapan büyük kardeş yusuf,filmin sonunda hapse girerken,mustafa ile arkadaşlık eden kenan ise bir yere çırak olarak giriyor.film,bu yönüyle yozlaşmaya karşı sert bir gönderme yapıyor.ne göndermesi,bildiğin çakıyor ahlaksızlığa,hırsızlığa ve alınteriyle para kazanmayıp kısa yoldan köşeyi dönmek isteyen herkese ve emeği yüceltiyor.
-filmin dikkat çeken karakterlerinden birisi de ülkücü reisi rolündeki mahmut gökgöz.çemberimde gül oya'da oynadığı ibrahim karakteriyle kendisinden tiksindiren(yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için parantez:burada kast ettiğim tiksinme canlandırdığı karaktere duyulan bir şey,yoksa mahmut gökgöz'e yönelik bir şey yok)mahmut gökgöz,burada da ülkücülerle ilgili bazı durumlarda öğretici bir konumda.çarpık ve yusuf ile oturdukları kahvede yusuf'a ''nerelisin?'' sorusunu sorunca aldığı ''bilmem ne köyünün bilmem ne mevkisinden'' yanıtı üzerine çarpık'a dönerek ''kürt mü bu?'' demesi ve ardından aldığı ''hayır'' yanıtı üzerine rahatlamasıyla bir çok şeyi göstermiş oldu.
-yine mahmut gökgöz'ün canlandırdığı ülkücü reisi karakteri,teyp hırsızlığından karakola düşen çarpık'ı nezaretten rahatlıkla çıkarabiliyor.üstelik,bunu yaptığı dönem 1979 ve bu yılda faşist saldırılar can almaya devam ediyor:abdi ipekçi,cavit orhan tütengil,cevat yurdakul ve ümit doğanay cinayetleri,feridun yazar ve mihri belli'nin vurulmaları ve daha bir sürü olay.bu sahne bile aslında tek başına pek çok şeyi açıklamaya yetiyor.

her ne kadar iki kardeşin kan davası nedeniyle kaçıp gelmesini işlese de 1979'un türkiye'sini çok güzel gösteriyor.
1 /