yusuf ile züleyha

1 /
easy company easy company
şimdiye kadar okuduğum en güzel yusuf ile züleyha hikayesi. hikayede iftira atılan kurdun, yusufun düştüğü kuyunun vs. ağzından olan bölümler çok etkilemişti beni. ince bir kitap ama insanı değişik atmosferlere sokuyor vesselam...
peasklepios peasklepios
kapağındaki yazı kadar etkileyici içere sahip,aynanın ne kadar güzel bir hediye olduğunu da ayrıca fark etmenizi sağlayan kitap

'nasıl herkese duyuruyum da sesimi diyeyim: bu anlattığınız ben değilim. ben bu anlattığınız değilim. yusuf'u ben nasıl yerim? ben yusuf'u nasıl yerim? sözünün bu kısmına gelince kurt. nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. gri tüylerle kaplı göğsü. ön ayakları ıslandı. bir ah çekti derinden derine. islak burnu daha ıslandı. ve devam etti: ben şimdi adımı nasıl temize çıkarayım. alnıma sürülen bu kapkara lekeyi neyle. nasıl yıkayayım? öyle bir leke kideğil bana. yeter kıyametin kopacağı güne değin gelip geçecek tüm torunlarıma.

tek muradım. bütün yaratılmışların sahibi olan tanrım. bu ayıpla yaşatamazsın beni. ya alsın yeni doğmuş bütün kurt yavrularıyla birlikte canımı. kurt neslinin dalı yaprağı burada kesilsin. ya da adım temize çıksın.
benden sonra mutluluk benden sonra mutluluk
nazan bekiroğlu'nun kaleminden okunduğunda 'şüphesiz insanoğlunun kaleminden çıkan en güzel kitap' gibi iddialı cümleler kurdurtuyor hiçbir şeyden en çok da kendisinden emin olamayan bünyelerde dahi. ilahi aşk ve beşeri aşk bu kadar güzel harmanlanıp anlatılabilirdi. işte o kitaptaki bir çok güzel satırdan yalnızca birkaçı:

"mülk gibi söz de, ne senin, ne benim.
cümle gibi aşk da, ne senin, ne benim.
söz de, aşk da,
ne senin, ne benim.
bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,
ağustos göklerinde başımın üstünden geçen bulut,
mayıs gülü,
ışıklı nisan yağmuru,
ne kadar allah'tansa;
mülk gibi söz de ve aşk da o'ndan.
'sen' tahtına yazıcı kimi oturtsa da;
beşeri bir sevgili ya da cismani bir aşk gibi görünen,
hiçbir yol o'ndan özgeye çıkmıyor aslında,
gönül tahtına o'ndan özge sultan olmuyor.
değil mi ki her şey o'ndan;
gidecek yer yok o'ndan başka,
gelinen yer yok o'ndan başka..."
sayenizde sayenizde
yusuf'un elleri

yusuf'un elleri bir salkım üzüm

bir ak zambak , şakağında yusuf'un eli

kimi parmakları elif, tırnakları karanfil

kimi parmakları kalem, tırnakları gül

elleri yusuf'un


elmacık kemiklerinde gezinirken bir dağ lalesi, incecik bıyıklarının üzerinden geçerken bir demet kiraz çiçeği, gül yağıyla ovalarken sakalını bir sümbül çelengi. siyah, simsiyah saçlarının gecesine düşerken yusuf'un elleri, bir nar çiçeği.

bir nar çiçeğini ezebilir mi benim yusuf'um

yusuf'un elleri yoksa ben de yokum

yusuf'un elleri,alnında bir esmer kelebek, yusuf'un eli şahdamarında, züleyha'ya yakın ölüm

dudaklarının üzerinde duraklıyorsa bir an, züleyha'nın kalbi demektir yusuf'un elleri

çenesine dayalıysa yusuf'un elleri, züleyha'nın kalbinde demektir yusuf'un eli

kaç zamanı araladı yusuf'un elleri

kaç zamandır yed-i beyza yusuf'un eli

yanağında gezinirken, bir demet nergis, bir sap suçiçeği yusuf'un elleri

bir yasemen dalı, dizinin üzerinde unutulmuşsa yusuf'un sağ eli

bir yusuf çiçeği

yusuf'un sol eli

....

züleyha'nın yusuf'u hatırlaması

zaman geldi zaman geçti.

züleyha efendi, yusuf köleydi. ama züleyha bir kadın, yusuf bir erkek şimdi.

kim kaderin züleyha'yı köle etmek için önce yusuf'u pazarlara düşürdüğünü tahmin edebilirdi ki? yusuf'un gelişi ahir ise evvelin yittiğinden kim söz edebilirdi? değil mi ki evvel olan bazen ahir gelirdi.

geceydi. aşk, gökyüzünün tabakalarını inip de birer birer, züleyha'nın kalbinin zarına değdi, o en içteki fuada işledi.

yusuf'un kokusu dokundu önce züleyha'nın ruhuna.sonra sesi.

oysa züleyha rüyasında ne kokuyu, ne de sesi bilmişti.

sesi ve kokusu ruhuna çarptığında, züleyha,yusuf'u hatırladı.

züleyha yusuf'u hatırladı ama bu ilk hatırlayışta tenden cana, candan tene dönecek olan döngü içinde önce teniyle hatırladı.

bir kadınla bir erkeğin birbirine irtibatlanmasında, yalnız başına kaldığında eksik kalan o basamakta hatırladı. güzelliği farketmeden güzelliğin cezbesinde kaldı.

züleyha uyandı.

ama züleyha, rüyasında bir velinin şüphesiyle değil, teninin ürperişiyle uyandı.

bir yangının hararetine düşen tapınaklar geldi tapınaklar geçti içinden züleyha'nın .

kendisi bilmiyordu, hiç kimseler henüz bilmiyordu. ama yürünecek yolu vardı.

ku-yı dilaraya hu demeye,

kalbin hassas terazisine düşmeye,

çok çile,

çok gözyaşı,

çok zaman vardı.

geceydi.

nil kıyısında gece hiç bu kadar yağmurlu, yağmur hiç bu kadar karanlık olmamıştı.

yusuf'un elleri, yusuf'un gözleri, yusuf'un alnı.

yusuf şimdilik züleyha için sadece bu kadardı.
.......................

züleyha kendi kalbine baktığında, yusuf'u neden sevdiğini ve yusuf'u nasıl sevdiğini merak etti ilk kez. perdeler kalktı kalbinin üstünden. ışık.

"yusuf, seni sevdiysem"dedi züleyha, hükümdarın tahtına hükümdardan başkası oturamayacağından. şehzade için saklanan giysiler ancak şehzadenin bedenine uyacağından. padişahların ülkeler fethettiği görülmüştür de, kölelerin ülkeler fethettiğine bir yusuf'ta tanık olmuşuzdur. görüyorsun ya yusuf, seni sevdiysem yazgım bana yapacak başka bir şey bırakmamış olduğundan. senin güzelliğin gibi benim de muhabbetimin nedeni olmadığından.......

( anlatımlar nazan bekiroğlu'nun kitabından alıntılardır)
torrasctik torrasctik
karanlığın karnında yitirdim
sesimi. kör bir kuyuda unutulan yusuf'tum belki. ama
durmadan soruyorlardı. tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,
peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. ama yine de soruyorlar,
soruyorlar, soruyorlar...
kopush kopush
"züleyha, yusuf'a bir mektup yazmaya başlayınca "yusuf" diye başladı, "yusuf" diye bitirdi.
gördü ki hitaptan öteye geçemedi.
anladı ki aşkın nâmesinde ser-nâmeden öte kalem yok.
ve züleyha'nın lügatında yusuf'tan öte sözcük yok."
esas kız esas kız
nazan bekiroğlu romanı. tüm hikaye kadınlarından farklı bir hikaye kadınını anlatır: züleyha. züleyha nın gelecek zamanlara seslenmesi isimli kısmında yazar bunu şiirsel bir dille anlatmıştır.
"ruhum ve bedenim alabildiğin kadarıyla senin, alamadığın hiç kimsenin, yani benim.
ben bana yeterim senin yetmediğin yerde,onarırım kendi ellerimle kendi kalbimi,kendi ellerimle severim kendi yüreğimi.
kendime sultan kendime tebaa olurum,sen efendim olamazsan kendime köle olurum."
sayenizde sayenizde
züleyha yusuf'u zindana attırdıktan sonra çok özler ve gidip zindan gardiyanına ''bizim suçlu yerinde mi?'' diyerek uzaktan bakar.

bahaneyle onun sesini duymak ister ve gardiyan şüphelenmesin diye: ''bu suçlu burada çok rahat onu biraz kırbaçla'' der.
tabi gardiyan da yusuf'a acıdığı için onun yerine bir postekiye vurur ve o her ...vurduğunda yusuf ''ahh'' der.
böylece züleyha hergün onun sesini duymuş olur.
bir gün gardiyan: ''ey yusuf durumdan şüphelenmesinler bir defa olsun sırtına vurayım'' der ve vurur vurmaz yusuf ''ahh!!'' deyince züleyha ''yeteeer!!!'' diye bağırır.
sayenizde sayenizde
...züleyha'ya köleyim.

yusuf sımsıkı kilitli kapıya doğru koşarken, züleyhayı bulmak için züleyha'dan kaçarken, züleyha'ya gelmek için züleyha'dan uzaklaşırken, züleyha yusuf'un gömleğini tam arkadan yakaladı ve gömlek yırtıldı.
değilmi ki yusuf güzelisin, gömleğin çoktan yırtık senin ve değil mi ki ben tecelli etmezsem eksik kalır sana dair kader ''senin kaderin benim tecellim'' kaderimde zindan varsa yusufluğum su götürmez.
sayenizde sayenizde
aynaya baktı züleyha ve dedi ki: buldum seni yusuf. meğer buradaymışsın, yanımda. meğer ordaymışsın, karşımda. meğer içimdeymişsin, dışımda. meğer görünüşümde, görünmede, görünmeyende. hepsinde ve hiçbirinde.



için ağlasa da kim duyar seni? kim anlar dışardan olup biteni? yusuf'un yüzünü görenler bilir züleyha'nın
kalbine batan dikeni.
sayenizde sayenizde
yusuf'un peşine düşmek için züleyha olmak gerekir. züleyha aşk
öykülerindeki tek mücadeleci kadın figürüdür. ne leyla, ne aslı, ne de
şirin aşık atabilir onunla. züleyha mısır'ın nilüferi. nilüfer,
kadınların asırlardır kapıştığı bir rayiha, nam-ı diğer lotus çiçeği,
züleyha'nın kokusu...
bugün hala kahire'nin göbeğinde duran lotus kulesiyle yukarı mısır'ın sembolü. züleyha, yusuf'un mana i ismiyle de olsa değerini bilmiş ve uğruna makamını, şöhretini, itibarını, mal ve mülkünü, saltanat sahibi eşini ve dahi ömrünü feda etmiş kadın. yusuf
için değmez mi?



apaçık delil şudur ki, züleyha, sonu nasıl olursa olsun, yusuf'la
anılır olmuştur. kıssaların en güzelinde insanların en güzeline adı
bitişmiş, onunla beka bulmuştur. ona bundan güzel ödül mü olur?

öyle ya yusuf'a fâni dünya dardır, ona ancak dar ı bekada kavuşulur



yusuf kuyuda da mutluydu, züleyha'nın yanında da.
şimdilerde ne züleyhalar yetiyor aşka,
ne de kuyudakilerin yüreği sabra.






yusuf, dedi züleyha, ''sana gel kaderim ol, demem. o kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana. bak alnına, iki kaşının ortasına. orada benim mührüm var. alnımın yazısı olduğun kadar, alnına da yazıyım.''
sayenizde sayenizde
sen susuyorsun,
ve ben düşüyorum hakkettiğim o dipsiz kuyulara.
yusuf'luğun yaraşamadı sevdiğim, züleyha'lığıma.
bırakalım artık hicran'a asılı kalmış vuslat'ımızı!

ve gelen güneş yusuf'unu armağan etti yakub'a, senin gözlerinde. ama sen, yakub'u kör ettin yusuf yüzlü gidişinle.

ben, yusuf sınanmış bir kalbin sahibiyim.
şöyle buyur, bu kalp senin efendim.
şimdi ben, yusuf tut ki mısır'a azizim, efendiyim.
boynumdaki künyede hala vasfım yazılı.

...züleyha'ya köleyim...
sayenizde sayenizde
bundan böyle sözcük dağarcığım yusufun dilinden dökülen kadardır. sadece sözcükler değil, hayat sözcükler kadarsa varlığım da yusuf kadardır.

karanlık gecede halden hale girerken züleyha'nın kalbi, züleyha en çok da sabrın kimden olduğunu bilmeden ve sabrının iç yüzüne erişemeden sabretti. tahammülünün anlamını çözemeden tahammül etti. o kadar ki ne sabrına sahip çıktı, ne tahammülünden hoşnut kaldı.

kim kaderin züleyha'yı köle etmek için önce
yusuf'u pazarlara düşürdüğünü tahmin edebilirdi ki?

suçlu, suçunu her zaman bilerek işlemez yusuf ve güzellik bazen suça dönüşür.
1 /