yusuf kaplan

ctrl x ctrl x
osmanlı durduruldu; türkiye 'tutuldu'

küresel sistem varlığını, dünya üzerindeki fütursuz egemenliğini bizim yokluğumuza, bizim dize getirilmiş
olmamıza borçlu: ne zaman i̇slâm medeniyeti bir aktör olarak iç ve dış nedenlerle çöktü, dolayısıyla osmanlı
durduruldu; işte o zaman, küresel sistem dünya üzerindeki hâkimiyetini garantilemiş oldu.

türkiye, batılı hegemonlar tarafından sömürgeleştirilemedi ama içeriden teslim alındı: batılıların
sömürgeleştirdiklerinde yapacakları bütün yıkım faaliyetlerini biz kendi ellerimizle yaptık. dünyanın
sömürgeleştirilemeyen tek ülkesi türkiye, kendi kendini sömürgeleştiren, kendi varoluş dinamiklerini kendi
elleriyle dinamitleyen dünyanın tek ülkesi olarak tarihe geçti.

sonuçta dünya tarihinin akışının şekillenmesinde kilit rol oynayan aktörlerden biri olmamızı sağlayan,
avrupalıların bütün kültürleri, dinleri, farklılıkları avrupa'dan sildikleri bir zaman diliminde, herkese,
bütün farklılıklara hayat hakkı tanıyan medeniyet iddialarımızı önce reddettik, sonra da yitirdik.

* * *

bizi dize getiren batılılara lozan'daki masanın başında 'bize sadece teritoryal bağımsızlık verin; biz bütün
iddialarımızı kendi ellerimizle yok edeceğiz' dedik!

yüzyıllarca kıran kırana süren savaşların, çatışmaların, boğuşmaların yaşandığı, kazıklı voyvodaların
vahşiliklerinin vak'a-yı-adiyeden olduğu balkanlar başta olmak üzere, yine çatışmaların, gerilimlerin ve
iktidar savaşlarının arenası olarak bilinen kafkaslar ve ortadoğu'da en az beş asır barışın, adaletin,
huzurun, kardeşliğin, farklı dinlerin, kültürlerin, düşüncelerin nasıl barış içinde yaşayabileceğini
bütün dünya âleme gösteren aziz bir medeniyet tecrübesi armağan ettik bütün insanlığa.

avrupalıların dünya üzerindeki hâkimiyetlerinin önündeki tek engel bizdik: tam üç asır aralıksız dört bir
taraftan üzerimize üzerimize çullandı avrupalılar. sonunda rusya'yı da yanlarına alan avrupalılar, i̇ngilizlerin
geliştirdikleri projeleri hayata geçirerek osmanlı'yı dört bir taraftan kuşattılar. 19. yüzyılın son
çeyreğinden 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar dört bir cephede geri çekile çekile tam yarım asır direndik.
varlığımızı sürdürme mücadelesi verdik.

* * *

niall ferguson 'uygarlık' başlıklı kitabında, birinci dünya savaşı'nın öncelikli olarak osmanlı'yı durdurmak
amacıyla verildiğini, i̇ngilizlerin savaştan sonra osmanlı'nın kesin olarak tarihten silindiğinden emin olmak
için kültürel devrimlerin harekete geçirildiğini hatırlatıyor.

cumhuriyet gazetesi'nin 17 mayıs 1924 tarihli nüshasında london times gazetesinde yayımlanan bir yazı 'meşhur
i̇ngiliz gazetesinde neşredilen bir makalede türk i̇nkılabından sitayişle bahsedildi' spotuyla verilen bir
haberde aynen şunlar yazıyor: 'hilafetin ilgası, türk i̇nkılabının ilk mühim adımıdır. fakat bu adım kâfi değil.
i̇nkılabın tamamlanması için daha mühim ve büyük adımların atılması icap ediyor.'

cumhuriyet'teki haber bu minval üzere devam ediyor; ama şimdilik bu kadarı yeterli. her şeyi özetlemeye yetiyor
çünkü.

* * *

gerisinde i̇ngilizlerin olduğu şark meselesi'nin (the eastern question) iki ayağı vardı: birincisi, türkleri,
avrupa'dan uzaklaştırmak; ikincisi ise i̇slâm'dan uzaklaştırmak. (bu islam'dan uzaklaştırmanın en güzel örnekleri
türk'lerin müslüman olmadan önceki tarihlerinin ve yaşayış biçimlerinin cumhuriyet ile birlikte daha bir öne çıkması ile
kendini rahatlıkla göstermekte.)

şark meselesi'nin birinci ayağı başarıyla hayata geçirildi. ama ikinci ayağı, i̇nönü'nün -bütün bilinen yaptıklarına
rağmen- ustalıklı tarihî zemin hazırlama çabası, demokrat parti'nin kurulması ve özellikle de rahmetli menderes'in
tarihî müdahalesiyle püskürtülmüş oldu.

i̇nönü'nün i̇slâm'ın bu ülkenin ve toplumun hayatından uzaklaştırılması konusunda estirdiği terör havası ve zulüm
herkesin malumu.

bununla birlikte, ben bütün bu işlerin biraz da batılılarla yapılan anlaşmayla ilgili olduğunu düşünüyorum.
özellikle de i̇nönü'nün lozan görüşmeleri bittikten sonra yaptığı şu hayatî açıklamaya dayanarak: 'artık türkiye,
100 sene daha rahat nefes alabilecek.'

* * *

amerikalıların stratejik belgelerinde yer alan şöyle bir tespit vardır: 'suudi arabistan'a, mısır'a, irak'a güvenilebilir;
ama türklere aslâ güvenilemez.'

'türkler'e neden güvenilmez? şunun için: 'türkler, tarih yapmış, tarihî tecrübeleri derin bir aktör olduğu için,
türklerin ne yapacağı belli olmaz.' (bu belki de tarihinden bi-haber yaşaması için elinden geleni yapması ile kendini
göstermekte)

çünkü tarihte bütün zorlukların üstesinden gelmeyi başarabilen birkaç aktörden biri biziz. her hâl ve şartta varolma
iradesi geliştirebilmiş büyük aktörlerden biri.

o yüzden tıpkı osmanlı'nın durdurulması gibi, türkiye'nin de tutulması, aslâ kendi hâline bırakılmaması gerekiyor/du.
türkiye'nin tutulması, yeniden bir medeniyet iddiasına soyunmaması, bunun için türkiye'nin batılıların yörüngesinden
çıkmaması ve içeriden, sekülerleşme projesiyle teslim alınması amaçlanıyor.

bu nedenle, modernleşme / sekülerleşme tarihimiz, türkiye'nin tutulması hikâyesidir. şu ân türkiye, özellikle medya ve
akademi üzerinden böylesi bu tutulma / engellenme projesini püskürtecek uzun soluklu bir proje geliştiremezse, yok
olabiliriz. bu konu üzerine daha sonra özellikle gideceğimi hatırlatmak isterim.

osmanlı durduruldu; türkiye tutuldu küresel sistem varlığını, dünya üzerindeki fütursuz egemenliğini bizim yokluğumuza, bizim dize getirilmiş olmamıza borçlu: ne zaman i̇slâm medeniye... yenisafak

meşhur bir konuşma vardır hani ; türk'lerin elinden kuran ı almadıkça ...ilh diye devam eden. işte bu kuran ı alma birileri
gelip elinden kuran ı alacak şeklinde tahayyül etmek en büyük ahmaklıklardan olacaktır. bu alma işte bu kültür devrimleri ile
kendini ortaya çıkarmaktadır.
bu başlıktaki 56 giriyi daha gör