yusuf kaplan

1 /
sycrone one sycrone one
yazılarını hazırlarken yakın arkadaşlarıyla arasında sanıyorum şöyle diyaloglar geçiyor;

- hüseyin, baksana nasıl olmuş ekşi sözlük'le ilgili yeni yazım?
+ hmmm, yusuf'çuğum felsefik terimler biraz az olmuş gibi...
- yapma yav, var mı gözüne takılan yerler?
+ bak mesela şuralara foucault'çu, şuraya belhüm edall'ı ekle harika olacak yazı.
- çok sağol ya, valla süper oldu eline sağlık.
+ ne demek canım, dostlar ne içindir.


türkçe karşılıkları olan ingilizce kelimeler kullanmaya çalışarak, felsefik terimleri yazısına yedirerek ne yapıyor bilemiyorum. lan bu gazeteyi otobüste takkeli sakallı amcalar okuyor, ne bilsin re form'u, neo pagan'ı(belhüm edall'ı bilirler mesela, ama onu da ben bilmiyordum). halktan bu kadar uzak olmak... kutluyorum kendisini. kabul biz de yapıyoruz arada sırada ama birine karşı sorumluluğumuz yok en azından.
tuygun tuygun
neo-seküler bir yapının nasıl oluyor da "dolayısıyla neo-pagan" bir yapı olduğunu açıklamak zorunda olan yazar.

tabi ki ilk önce hazret neo-seküler'in ve neo-pagan'ın ne olduğunu açıklamak zorunda. paganizmin ve sekülerizmin neler olduğunu öğrenmek isteyenler ilgili başlıklara bakabilirler. ama ben bu formların ne zaman eskiyip de tekrar yorumlanıp ortalara "neo-"larının sürüldüğünü merak etmekteyim.

hayır efendim. neo-paganizm diye bir şey yoktur. tamam paganizm belki eski bir dinler bütünüdür. terbiyesizleşmekten korkuyorum ama sanki dünyada pagan kaldı da bir de neo-paganlar türemiş gibi tövbe tövbe.

ama adam ne diyor, bu -ne olduğu belli olmayan- neo-seküler duyarlılıklar neo-pagan duyarlılıkları kastediyormuş. neo'larını atıyorum. sekülerizmle paganizmi birbirine bağlamak ancak ve ancak yobazlıktır. bu yobaz şeriatçı "düşünürler" bütünü, tıpkı hitlerin "düşmanlarımızı halka tek bir güruhmuş gibi gösterin" dediği gibi şeriatçı olmayan ne kadar cihet, ne kadar din varsa hepsini tek bir "islam düşmanı" başlığı altında toplamaya çalışyor. ne diyor bu amca "sen sekülersin yani müslüman olamazsın; olsan olsan pagansındır." zaten aramızdaki irlandalılar lafı da bu neo-paganlar için söylenmişti değil mi? yusuf kaplan bi siktirgit ya. yazılarını okuyan kitle pagan ne demek seküler ne demek bilmiyor diye bu kadar da sallanmaz ki. -bakınız dikkat ediniz sadece bir yarım cümlesi üzerine gidiyorum. canım sıkılmasa da cümlenin tamamının üzerine gitsem ne yazılar dökülürdü de işte uykum var.

ama kendisinin takdir ettiğim bir yanı var. yazıyı karizmatik yapmak için tüm lüzumsuz yerlere neo- ön eki getirmiş ya... amacına da ulaşmış hani. helal olsun vallahi.
caps lock caps lock
ekşi sözlük hakkında yazmış olduğu o meşhur seviyesiz, ne idüğü belirsiz, kavram/kelime çorbası yazısı nedeniyle bugün köşesinde tekzip yayınlamış yazar.
dil devrimi cinayeti ve osmanlıca meselesi türkiye'de dil faslında dünyada başka bir ülkede görülmeyen, görülmesi de tahayyül edilemeyecek ürpertici bir cinayet işlendi.bu yazıda, bu cinayetin yenisafak

demek ki o atıp tuttuğun, mal bulmuş mağribi gibi saldırdığın, savunmasız zannettiğin sözlüklerin de bir savunucusu varmış. yeri geldiğinde onlar da kanuni haklarını arayıp kullanabiliyorlarmış. yani? meydan öyle de boş değilmiş.
seroo seroo
malatya cezaevinde yatmakta olan, 87 yaşında, vücudunun yüzde 79'unu kaybetmiş kişidir. fakat bu durumu necmettin erbakan'ın cezasını hastalığı nedeniyle affeden cumhurbaşkanı abdullah gül'ü etkilememiş olacak ki necmettin erbakandan daha kötü durumda olmasına rağmen affedilmemiştir. sayın gül'ün affetme kıstaslarını merak etmekteyim açıklasa da kişiler ona göre başvuru yapsa.


(bkz: yusuf kaplan"ın canı patlıcan mı? - #türkiye af bekleyen diğer hasta mahkumlar haberi için tıklayın behzat miser ankara - cumhurbaşkanı abdullah gül'ün 'hocası' necmettin erbakan'ın affetmesi,... radikal )

(bkz: erbakan a gül den af )
paleface paleface
"kaş yapayım derken" her daim yaladığı akp'nin gözünü çıkarmış ve akp'den de sert şekilde azarı işitmiş olan köşe yazıcısı.

kendisi "biz lider ülkeyiz, arabistan kralı türkiye'ye 15 milyar dolar getirdi krizden kurtulduk" falan demiştir.

tabi bu sözleri her ne kadar ilgili miktarı yumuşatıp daha da azaltsa da akp'ye biat içindeki bir yazardan duymak hoş. biz söylesek -ki zamanında söyledik (bkz: #2223500) tarihe dikkat ettiysen 2,5 yıl evvel söylemişiz aynı şeyi!- duymadığımız laf kalmazdı. komplo teorisyenliğimizden tutun da, her halta muhalefet olmaktan, hazımsız olmaktan falan filan...

benim basınım basiretsiz olduğundan, gazetecilik refleksleri hadım edildiğinden bu olay suudi arabsitan kralı geldiği dönemde gün gibi ortadayken araştırmazlar da, akp tandanslı biri bu lafları edince cesaret edip, "15 milyar dolar iddiası" diye peşine takılırlar.

mehmet şimşek hemen cevap vermiş, "türkiye cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. hiç kimse 15 milyar doları uçaklarla kamyonlarla falan filan taşımaz" diye.

güzel cevap vermiş de, türkiye bir hukuk devleti ise eğer, arabistan kralı kendi bindiği uçak dahil 2007 yılının kasım ayında 2 günlük(!) seyahat için 9 uçakla(!) geldi mi, gelmedi mi? bu uçaklardan 7 adet tır "ne idüğü belirsiz malzemeleri" bilinmeyen bir yere götürdü mü, götürmedi mi? bu ülke hukuk devleti ise eğer, 7 tane tırın ne taşıdığını bilmemiz gerekmez mi? kaldı ki, kamer genç bu soruyu 1-2 yıl evvel birkaç defa sormuş olmasına rağmen cevap alamamıştır.

akıllarına estiğinde "milletin vekilleri" edebiyatı yaparlar, akıllarına estiğinde de sorulan soruya cevap bile vermezler. yoksa veremezler mi desek?

işte yusuf kaplan, oynanan oyuna "farkında olmadan" çomak sokmuştur. o istemiştir ki, "akp biraz daha yücelsin" ama işte fazla aşk(!) böyle şeylere sebebiyet verebiliyor.

türk basınına da buradan sesleniyorum, miktar 15 değil, 40 milyar dolardır. bu 40 milyar dolar konusunda da yürekli, babayiğit, korkusuz gazeteci varsa da bu ülkede üstte verdiğimiz bakınızda 2,5 yıl evvel yazdığımız girideki gibi 2b arazilerine baksınlar. başta istanbul boğazı'nın çevresi olmak üzere 2006 yılından sonra istanbul'da ne kadaralan, ne kadar değerinde alan suudi arabistan kralı'na verilmiştir? türkiye'de suudi arabistan kralı'nın sahip olduğu gayrimenkul sayısı 2006 yılından sonra kaçtır? isteyen 2002 sonrasına da bakabilir. özellikle 2006 yılından sonra suudi arabistan kralı'nın mülkiyetine geçen yerlerin gerçek değeri ne kadardır? kral bu gayrimenkulleri ne kadardan almıştır kağıt üstünde? ödemeyi ne şekilde yapmıştır?

yusuf kaplan'ın yaktığı ateşi harlayalım.

bu ülkede hangi yürekli gazeteci şu üstte sorduğum soruların cevabını bulur, işte o zaman bu ülkede divan-ı harbe verilecek kişiler ortaya çıkar.

yok öyle "ekonomide şöyle destan yazdık, böyle destan yazdık" diye caka satmak.

caka satmak için, karış karış nereleri kimlere sattığınızın hesabını verin önce.

son olarak, çok sağol ve yusuf kaplan. seni sevmem ama çomağı sağlam soktun sen diyince millet "yoksa?" demeye başladı.
mfk md mfk md
yeni şafak yazarı, sözlük gündemine daha çok ekşiyle olan muhabbetiyle gelmiş olsa da, yenişafakta yazdığı "ergenekon" yazısıyla stv'ye ayarların en büyüğünü vermiştir. hoş, hükümetin yayın organında stv'yi eleştirmek, gündemin flaş konusu olan cemaat-akp çatışmasıyla ne kadar alakalıdır, bilinmez tabii. hoş, yazıdaki laikçi primitif söz dizi de garip olsa da..

yazı için

"yine başta stv olmak üzere, iktidar yanlısı bütün televizyonların ve gazetelerin ergenekon soruşturması dolayımında kurdukları dil, laikçi primitiflerin ürpertici, pravdavârî dilinden farksızdır. suçu ispatlanmamış bir insan, suçu ispatlanana kadar (aslâ "canavar" olarak sunulamaz) masumdur ve haklarını sonuna kadar gözetmek boynumuzun borcudur. oysa yapılan habercilik, islâm'ın yüce adalet fikrine ve ahlâk anlayışına taban tabana terstir."
puxa vida puxa vida
"din medeniyeti bir tek islam medeniyeti demek değildir ki. oradan bir şey çıkmaz, bunlar komik şeyler. din dersleri kaldırılmadığı sürece, din kurtulamaz. söylemek istediğim şey şu: ister ak parti, ister pak parti iktidar olsun, bu ülkenin entelijansiya sorunu var. çünkü bu ülkedeki entelijansiyanın self'i (özü) yok. ödünç kimlik ve kavramlarla bir dünya kuracağımızı zannediyoruz. tarihte bunun örneği yok. bence asıl sorun türkiye'nin bir şekilde bütün kesimlerinin marksist, ateist, gayrimüslim, kim olursa olsun beraber yaşayamamasıdır. gayrimüslimlerin sürülmesi bu ülkenin 100 yılına mal oldu."

yusuf kaplan: türkçe olimpiyatları'nda bir aşağılık kompleksi var!.. hazalozvaris@gmail.com muhafazakâr medyanın vicdan mahallindeki önemli isimlerden yeni şafak yazarı yusuf kaplan ile yaptığımız söyleşinin dün yayı... t24
ctrl x ctrl x
yusuf kaplan

bizantinizm ve seküler teslisi: kapitalizm, tüketim ve sekülerleşme

modern batı uygarlığı, dünya üzerinde hâkimiyet kuran ilk din-dışı tecrübedir: pagan geleneğin, küre ölçeğinde egemenlik kurduğu ilk girişim.

batı uygarlığının, dolayısıyla modernleşme / sekülerleşme biçimlerinin, insanın "özgürleşme" çabası olduğu yönünde -oldukça yaygın- bir yanılgı var: oysa bu, büyük bir yanılsama.


* * *
modern batı uygarlığının insanın özgürleşme çabası olmadığı, batılı düşünürlerce de açıkça dillendirilen bir gerçektir. bu konuda çok şey yazdım; o yüzden iki örnekle yetineceğim.

william mcneill, avrupa tarihinin oluşumu başlıklı önemli kitabında, avrupa tarihinin "özgürlükler tarihi" olduğu fikrinin, "icat edilmiş bir efsane" olduğunu söyler ve bu gerçeği, çeşitli açılardan tartışarak bütün boyutlarıyla gözler önüne serer.

fernand braudel de, uygarlıkların grameri başlıklı kitabında, avrupa'da "özgürlükler" olarak algılanan olgunun, "imtiyazların paylaşılması" olduğunu hatırlatarak ezberlerimizi alt üst eder.


* * *
avrupa'da modernlikle birlikte, "insanın özgürleşmesi" olarak yaşanan süreç, avrupalı insanın, kilise'nin tasallutundan özgürleşmesi, bağımsızlaşması, kurtulması sürecidir: özgür iradesini, kilise'nin ipoteğinden kurtarma mücadelesi.

peki, sonuç ne? insanın özgürlüğüne kavuşması mı? görünüşte, evet; gerçekte ise, hayır.

modern insan, kendisini, kilisenin tasallutundan kurtardı; ama bu kez, kendini ve aklını putlaştırdı. aklıyla her şeyi açıklayabileceğini ve çözebileceğini zannetti. sonuçta, tanrı fikrini kaybetti: kendi tanrılığını ilan etti: ve tabiatı da, insanı da, kıtaları da kontrol ve kolonize ederek bütün medeniyetleri, bütün insanlık tecrübelerini yok etti.


* * *
bunun neresi özgürleşme? insanlığın, medeniyet tecrübeleri yoluyla geliştirdiği birikimlerin, gerçekleştirdiği yolculukların bitirilmesini, insanın özgürleşmesi olarak görmek, insanın da bitirildiğini görememek demek aslında!

ta yarım asır önce, batı'nın vicdan sahibi düşünürlerinin, sözgelişi, levi-strauss'un, batı uygarlığının gerçekleştirdiği saldırı nedeniyle, "kurtarılması gereken kültürlerin çeşitliliğidir" diye haykırmaları da, insanın özgürleşmesi değil, bitirilmesi olgusunun, insanlığın en temel gerçeği olduğunu görmemize yetmiyor mu?


* * *
bildiğimiz dünya, artık bitti: batı uygarlığı, bir asırdır yaşadığı felsefî krizi atlatamadı ve fiilen çöküş sürecine girdi. 2008 yılında patlak veren, küreselleşen ve sonunda avrupa'da derinlemesine köksalan ekonomik kriz, bu çöküş sürecinin önemli göstergelerinden biri.

batılılar, nihâî çöküşün önüne geçmek için, soğuk savaş sonrası süreçte benim bizantinizm olarak tanımladığım yeni bir din icat ettiler: bizantinizm, önce de belirttiğim gibi, görünüşte hiçbir dinin, felsefenin, gücün doğrudan düşman olarak konumlandırılmaması; yapılacak mücadelenin dolaylı yollarla, ayartıcı şekillerde sürdürülmesidir: sözgelişi, küresel sistemin önünde rakip olarak görülen bütün "aktörler"in yeni roma amerika'nın bizantinizm dini içinde eritilmesi, direnç noktalarının kırılması ve böylelikle küresel sisteme entegre edilerek itiraz imkânlarının yok edilmesidir. tıpkı konstantin'in, hıristiyanlığı, pagan bizans egemenliği içinde eriterek bizans hükümranlığına boyun eğdirmesi gibi.


* * *
yeni dünya dini bizantinizm de, seküler bir teslis / üçleme stratejisi üzerinden işletiliyor: birinci strateji, batı-dışı dünyanın hızla kapitalistleştirilmesi stratejisidir: çin, hindistan, rusya, brezilya, türkiye gibi ülkelerin kapitalistleştirilmesi, rekabete dayanan kapitalist sisteme, "hayat öpücüğü" sunacak, böylelikle, kapitalist küresel sistem, batı uygarlığının ömrünü -ve hegemonyasını- bir süreliğine de olsa uzatacak.

ikinci strateji, kapitalistleşen ülkelerin, kaçınılmaz olarak tüketim toplumlarına evrilmeleridir.

üçüncü strateji ise, tüketim toplumlarına dönüşen batı-dışı toplumların hızla ve hazla sekülerleşmeleridir. batı-dışı medeniyet havzalarının toplumları ne kadar hızla kapitalistleşirler ve tüketim toplumlarına dönüşürlerse, o kadar hazla sekülerleşecekler ve böylelikle kendilerini de, medeniyet iddialarını da yitirecekler.


* * *
yeni dünya dini, bizantinizm, önce doğu / sosyalist avrupa'yı kendisine boyun eğdirdi; sonra renkli devrimlerle balkanları ve kafkasları hizaya getirdi; şimdi de arap baharı'yla islâm dünyasını dize getirmeye çalışıyor.

tunus veya libya değil, mısır, bu açıdan önemli bir "işaret taşı": mısır'da yapılan seçimlerde müslüman kardeşler'in adayının başkan seçilmesi üzerine, "ülkeye hükmeden konsey"in devlet başkanının yetkilerini iptal etmesi, yaşananların -bizim açımızdan- bir "gerçek şakası" olduğunu göstermeye yetmiyor mu?

bu tartışmaya, pazar günü, kaldığım yerden devam edeceğim.
bizantinizm ve seküler teslisi: kapitalizm, tüketim ve sekülerleşme modern batı uygarlığı, dünya üzerinde hâkimiyet kuran ilk din-dışı tecrübedir: pagan geleneğin, küre ölçeğinde egemenlik kurduğu ilk girişim. batı ... yenisafak
ctrl x ctrl x
kavramlar, yol açar; yola işaret eder yalnızca; fakat yolculuğun kendisine
dönüştüğü an, araçsallaşırlar (yani 'her şey' / 'zât' katına yükselirler)
ve yolculuğu hem anlamsızlaştırır, tıkar ve dondururlar; hem de kaçınılmaz
olarak ruhsuzlaştırır ve bitirirler.
...
dil varsa, kavram da olacak elbette. ama 'bu iş' salt kavramla olmayacak:
kavramlar, yol feneri vazifesi görebilirler ama yolculuğun kendisi olamazlar.
batılıların çuvalladıkları yer burası... entelektüellerin bizi getirip
tık/a/dıkları çıkmaz sokak da: o yüzden yapılan şey, bize etki etmiyor, ruh
üflemiyor ve harekete geçirmiyor bizi...


yusuf hoca'nın ümmîleşme

süreci-2: kavramların 'yer/sizliğ/i' isimli köşe yazısından alınmıştır.
yazının tamamını okumak isterseniz burun linki; yenisafak.com.tr
1 /