yusuf kaplan

2 /
ctrl x ctrl x
yazı, yaza girdiğimiz günlerde yazılmış yani 04 haziran 2012 tahinde. hani reklamlar da hiç yaşlanmayan ve hep diri kalan
bedeninin bütün hatları birbirine uyumlu hatunların bolca çıktığı zamanlar da...

'güzelliği' putlaştırmak ve bitirmek!

ne tuhaf! hayatımız, tastamam bir putlar galerisine dönüştü; ne zaman, hangi puta ihtiyaç hissediyorsak, ona yöneliyoruz...

aslında sanat meselesine girecektim ve birkaç yazıyla enine boyuna irdeleyecektim meseleyi: foucault'nun 'modernliğin hapishanesi'
dediği, -'özgürlük kaybı' ve 'anlam krizi' üreten- weber'in 'demir kafes'ine bile isteye ya da bilinçsizce nasıl 'tıkıldığımızı';
sanatın ne'liğini, sanatçının kim'liğini, sanat eserinin ortaya çıkış süreçlerini ve en önemlisi de sanat eseriyle 'karşılaşan'
insanın sanat eserine nereden ve nasıl baktığını, nasıl konumlandırıldığını; estetiğin konusunun aslında 'güzellik' olmadığını,
estetik bilimi'ni (evet, estetik bir bilim dalı!) baumgarten'den wittgenstein'a kadar tartışıp meseleyi islâm sanatı'nın ne'liğine,
nasıl oluştuğuna, büyük sinan'ın aslında 'putlaştırdığımız anlamda' neden bir 'sanatçı' olmadığına, olamayacağına ilişkin izi
sürülebilecek cümleler kurmaya çalışacaktım; ama cumhuriyet pazar'da yayımlanan nefis bir röportaj, bu meseleyi ertelememe yetti.

* * *

esra açıkgöz, 'güzelliğiniz kadar varsınız...' başlıklı röportaj metninde, güzellik olgusunu, yeditepe üniversitesi'nden doçent altan
kar'la kadın bedeninin türlü şekillerde kontrol ve kolonize edilmesiyle geliştirilen ayartıcı 'kullanım biçimleri' üzerinden konuşmuş
bütün yönleriyle...

açıkçası, esra açıkgöz, röportajda söylenenlerin -ve tabiî söylenmeyenlerin- ötesinde meseleyi o kadar güzel özetlemiş ki, önce -bu
gözlemlerinden ve röportajından ötürü kendisini kutlayarak-, uzun da olsa bazı alıntılar yapmak ve sonra da birkaç gözlemde bulunmak
istiyorum.

* * *

cumhuriyet pazar'ın manşetine çekilen şu spot, meselenin iyi bir özeti: 'tüketim endüstrisi sadece ürünlerle sınırlı değil, bedenlerimizi
de tahakküm altına almış durumda. öne çıkardığı ikonlarla, hep zayıf kalmak, bakımlı olmak, gençliği korumak gerektiğini aşılıyor bize.
hepimiz bir angelina jolie ya da brad pitt olamayacağımızı bilsek de bu oyuna dahil olmaktan geri durmuyoruz. biz değil artık çocuklar da
tehlikede...'

'güzellik rastgele bir laf değildir' gibi 'kötü' bir başlıkla sunulan röportajın 4. sayfada verilen spotunda ise şöyle deniyor: 'sağlıklı
beslenme, spor, bakım... itiraf edilmese de hepsi ona ulaşmak için, çünkü kapitalizm, var olmayı güzellikle eş tutuyor, hele de kadınsanız.
ancak pazar, gözünü erkeklere ve çocuklara da dikti. yakında bedeninden mutsuz milyonlarca kadına bir o kadar erkek ve çocuk da eklenecek...'

esra açıkgöz'ün 'sunuş' metni, daha enfes: 'yaz gelince 'korkusuz'ca bikinilerini giyen, 'pürüzsüz' tenlerini 'daracık' kıyafetleriyle
sergileyen, ilerleyen yaşına 'rağmen' yerçekimine meydan okumuş, fit kadınların konu olduğu reklamların [ve tabiî plajların-yk] sayısı
da arttı. ya geride kalanlar? kilolular, yaşlılar, burnu kemerli, tenleri çilli olanlar... bu masaldan onlara kalan dışlanma, yalnızlık,
mutsuzluk...'

* * *

çağdaş insan, putunu kendi yapan ve kendi putuna tapan 'yarı hayvan-yarı makina' ürpertici bir şey'e evrildi: şeyleşmiş bir şey'e...

işte bu süreçte, güzellik, güzellik kavramının da içini ve ruhunu boşaltan ayartıcı bir plastisite malzemesine indirgendi: güzellik
kavramını delik deşik eden, yerle bir eden, düşünme yetilerimizi silip süpüren bir paganografi (paganizm + pornografi) nesnesi artık.

yeni paganizm çağının tam ortasında, bir yokoluş anaforuna tutulmuş gibiyiz: zihnimiz, bir putlar çöplüğünü andırıyor: çağın ağlarının
kıskacına kıskıvrak yakalanmış durumda/yız. ama bunun farkında bile değil/iz.

ilginç! oysa zihin, insanın -en temel düzlemde de olsa- farkı fark etmesini sağlayabilecek, farklı olgular arasında ayırım yapmasına
imkân tanıyabilecek bilincinin, bilinçlenme sürecinin kaynağı.

ne var ki, çağımızda insan bilincini yitirdi: her şeyi tektipleştiren, bütün farklılıkları yutan izafîleşme, bütün değerleri değersizleştiren
değersizleşme, bütün anlamları anlamsızlaştıran anlamsızlaşma, yegâne hakikat, yegâne değer ve yegâne anlam katına yükseldi.

oysa bu, hakikatin, değerin ve anlamın yok olması, ontolojik bir şiddete maruz kalmamız anlamına geliyor.

heidegger'in 'varlığa ontolojik saldırı' olarak tanımladığı 'şey', böyle bir 'şey' işte. ya da michel henry'nin 'hayat, nasıl oldu da
kendi kendini yok eder hâle geldi?' diye sorduğu sorunun cevabının izinin sürüleceği yer; insanın 'evsizleşme', dilini yitirme, düşünme
yetilerini bitirme, ruhunu yok etme süreci burası.

evet, anlamını, ruhunu yitiren, insanı ayartıcı pornografi nesnesine, plastik bir malzemeye indirgeyen güzelliği kadar var insan artık...
buna 'var olmak' denilebilirse elbette!

güzelliği putlaştırmak ve bitirmek! ne tuhaf! hayatımız, tastamam bir putlar galerisine dönüştü; ne zaman, hangi puta ihtiyaç hissediyorsak, ona yöneliyoruz... aslında sanat meselesin... yenisafak

yazıyı okuyunca aklıma geldi, bir zamanlar sadece erkeklerin sigara içtiği bir dünya da kendine yeni bir pazar oluşturmak için çıkış yolu arayan
sigara firmalarının kendilerine yani bir pazar olarak kadınları seçişi geldi. yazı da geçen erkeklerin de bu furyaya dahil olması kısmına hemen
şunu görüyor kişi; bakımlı erkek, metrosexual ikonlar ( david beckham gibi) şimdilerde erkeklerin önüne konulmakta...

hey gidi günler hey.
ctrl x ctrl x
bati'nin sözü bitti: kaoslara hazirlikli olalim

öte yandan, dünya, bir krizden ötekine sürüklenip duruyor: batı hâkimiyeti
sürüyor ama batı uygarlığının söyleyeceği söz kalmadı, bitti.

wallerstein, bu gerçeği, çeyrek asırdır bir 'belirsizlikler çağının eşiğinden
geçtiğimizi' söyleyerek dile getirmişti.

dünyayı yeni kaoslar, yeni türbülanslar bekliyor: bizim merkezinde yer
aldığımız ve tarihin yapılmasında yeniden kilit rol oynayacağı açıkça
-yalnızca batılılar tarafından- görülen medeniyet coğrafyamız, yeni
kaosların eşiğine sürüklenmeye hazırlanıyor. önce bu gerçeği görelim ve
hazırlıklı olalım.


tarih burada yapilacak?

dün, tarih burada yapılmıştı: merkezinde 7 asır bizim olduğumuz bir tarihti
bu. son üç asırdan bu yana, tarih burada yapılmıyor ama buradan yapılıyor:
batı ittifakı, dünya üzerindeki hâkimiyetini burada kurduğu hâkimiyet
üzerinden (yani 'biz'i durdurmayı başarabildiği için) sağlıyor.

ama artık tarih yeniden burada yapılacak ve bu noktada biz yeniden anahtar
rol oynayacağız. bu gerçeği, batılılar gördükleri için buradalar: o yüzden
türkiye'yi kuşatıyorlar. bu gerçeği, biz de görelim ve kuşatmayı nasıl
yarabileceğimiz meselesi üzerinde kafa patlatalım lûtfen.

bunun için dünyanın neo-liberal düzene mahkûm edilip -örneğin çin gibi-
medeniyet iddialarına sahip olabilecek aktörlerin hadım edilerek nasıl
'dilsizleştirildiğini' görebilmemiz gerekiyor.


yazının tamamı için; dünyanın dilsizleşmesi , kaos ve türkiye nin taşıt lıktan şoför lüğe geçişi (1) inziva hayatına dalıp gitmiştim ki, kongre, yolumu kesti... başbakan"ın performansı, spektaküler"di. ali saydam, ironik bir dille çok iyi tasvir et... yenisafak
ctrl x ctrl x
osmanlı durduruldu; türkiye 'tutuldu'

küresel sistem varlığını, dünya üzerindeki fütursuz egemenliğini bizim yokluğumuza, bizim dize getirilmiş
olmamıza borçlu: ne zaman islâm medeniyeti bir aktör olarak iç ve dış nedenlerle çöktü, dolayısıyla osmanlı
durduruldu; işte o zaman, küresel sistem dünya üzerindeki hâkimiyetini garantilemiş oldu.

türkiye, batılı hegemonlar tarafından sömürgeleştirilemedi ama içeriden teslim alındı: batılıların
sömürgeleştirdiklerinde yapacakları bütün yıkım faaliyetlerini biz kendi ellerimizle yaptık. dünyanın
sömürgeleştirilemeyen tek ülkesi türkiye, kendi kendini sömürgeleştiren, kendi varoluş dinamiklerini kendi
elleriyle dinamitleyen dünyanın tek ülkesi olarak tarihe geçti.

sonuçta dünya tarihinin akışının şekillenmesinde kilit rol oynayan aktörlerden biri olmamızı sağlayan,
avrupalıların bütün kültürleri, dinleri, farklılıkları avrupa'dan sildikleri bir zaman diliminde, herkese,
bütün farklılıklara hayat hakkı tanıyan medeniyet iddialarımızı önce reddettik, sonra da yitirdik.

* * *

bizi dize getiren batılılara lozan'daki masanın başında 'bize sadece teritoryal bağımsızlık verin; biz bütün
iddialarımızı kendi ellerimizle yok edeceğiz' dedik!

yüzyıllarca kıran kırana süren savaşların, çatışmaların, boğuşmaların yaşandığı, kazıklı voyvodaların
vahşiliklerinin vak'a-yı-adiyeden olduğu balkanlar başta olmak üzere, yine çatışmaların, gerilimlerin ve
iktidar savaşlarının arenası olarak bilinen kafkaslar ve ortadoğu'da en az beş asır barışın, adaletin,
huzurun, kardeşliğin, farklı dinlerin, kültürlerin, düşüncelerin nasıl barış içinde yaşayabileceğini
bütün dünya âleme gösteren aziz bir medeniyet tecrübesi armağan ettik bütün insanlığa.

avrupalıların dünya üzerindeki hâkimiyetlerinin önündeki tek engel bizdik: tam üç asır aralıksız dört bir
taraftan üzerimize üzerimize çullandı avrupalılar. sonunda rusya'yı da yanlarına alan avrupalılar, ingilizlerin
geliştirdikleri projeleri hayata geçirerek osmanlı'yı dört bir taraftan kuşattılar. 19. yüzyılın son
çeyreğinden 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar dört bir cephede geri çekile çekile tam yarım asır direndik.
varlığımızı sürdürme mücadelesi verdik.

* * *

niall ferguson 'uygarlık' başlıklı kitabında, birinci dünya savaşı'nın öncelikli olarak osmanlı'yı durdurmak
amacıyla verildiğini, ingilizlerin savaştan sonra osmanlı'nın kesin olarak tarihten silindiğinden emin olmak
için kültürel devrimlerin harekete geçirildiğini hatırlatıyor.

cumhuriyet gazetesi'nin 17 mayıs 1924 tarihli nüshasında london times gazetesinde yayımlanan bir yazı 'meşhur
ingiliz gazetesinde neşredilen bir makalede türk inkılabından sitayişle bahsedildi' spotuyla verilen bir
haberde aynen şunlar yazıyor: 'hilafetin ilgası, türk inkılabının ilk mühim adımıdır. fakat bu adım kâfi değil.
inkılabın tamamlanması için daha mühim ve büyük adımların atılması icap ediyor.'

cumhuriyet'teki haber bu minval üzere devam ediyor; ama şimdilik bu kadarı yeterli. her şeyi özetlemeye yetiyor
çünkü.

* * *

gerisinde ingilizlerin olduğu şark meselesi'nin (the eastern question) iki ayağı vardı: birincisi, türkleri,
avrupa'dan uzaklaştırmak; ikincisi ise islâm'dan uzaklaştırmak. (bu islam'dan uzaklaştırmanın en güzel örnekleri
türk'lerin müslüman olmadan önceki tarihlerinin ve yaşayış biçimlerinin cumhuriyet ile birlikte daha bir öne çıkması ile
kendini rahatlıkla göstermekte.)

şark meselesi'nin birinci ayağı başarıyla hayata geçirildi. ama ikinci ayağı, inönü'nün -bütün bilinen yaptıklarına
rağmen- ustalıklı tarihî zemin hazırlama çabası, demokrat parti'nin kurulması ve özellikle de rahmetli menderes'in
tarihî müdahalesiyle püskürtülmüş oldu.

inönü'nün islâm'ın bu ülkenin ve toplumun hayatından uzaklaştırılması konusunda estirdiği terör havası ve zulüm
herkesin malumu.

bununla birlikte, ben bütün bu işlerin biraz da batılılarla yapılan anlaşmayla ilgili olduğunu düşünüyorum.
özellikle de inönü'nün lozan görüşmeleri bittikten sonra yaptığı şu hayatî açıklamaya dayanarak: 'artık türkiye,
100 sene daha rahat nefes alabilecek.'

* * *

amerikalıların stratejik belgelerinde yer alan şöyle bir tespit vardır: 'suudi arabistan'a, mısır'a, irak'a güvenilebilir;
ama türklere aslâ güvenilemez.'

'türkler'e neden güvenilmez? şunun için: 'türkler, tarih yapmış, tarihî tecrübeleri derin bir aktör olduğu için,
türklerin ne yapacağı belli olmaz.' (bu belki de tarihinden bi-haber yaşaması için elinden geleni yapması ile kendini
göstermekte)

çünkü tarihte bütün zorlukların üstesinden gelmeyi başarabilen birkaç aktörden biri biziz. her hâl ve şartta varolma
iradesi geliştirebilmiş büyük aktörlerden biri.

o yüzden tıpkı osmanlı'nın durdurulması gibi, türkiye'nin de tutulması, aslâ kendi hâline bırakılmaması gerekiyor/du.
türkiye'nin tutulması, yeniden bir medeniyet iddiasına soyunmaması, bunun için türkiye'nin batılıların yörüngesinden
çıkmaması ve içeriden, sekülerleşme projesiyle teslim alınması amaçlanıyor.

bu nedenle, modernleşme / sekülerleşme tarihimiz, türkiye'nin tutulması hikâyesidir. şu ân türkiye, özellikle medya ve
akademi üzerinden böylesi bu tutulma / engellenme projesini püskürtecek uzun soluklu bir proje geliştiremezse, yok
olabiliriz. bu konu üzerine daha sonra özellikle gideceğimi hatırlatmak isterim.

osmanlı durduruldu; türkiye tutuldu küresel sistem varlığını, dünya üzerindeki fütursuz egemenliğini bizim yokluğumuza, bizim dize getirilmiş olmamıza borçlu: ne zaman islâm medeniyet... yenisafak

meşhur bir konuşma vardır hani ; türk'lerin elinden kuran ı almadıkça ...ilh diye devam eden. işte bu kuran ı alma birileri
gelip elinden kuran ı alacak şeklinde tahayyül etmek en büyük ahmaklıklardan olacaktır. bu alma işte bu kültür devrimleri ile
kendini ortaya çıkarmaktadır.
ctrl x ctrl x
gülen cemaati hakkında sorular sormuş. umarım yakın zaman da cevabı gelir.

cevap bekleyen sorular?

soracağım sorular kısaca şunlardı:

1-özelde abd'nin, genelde küresel sistemin, islâm dünyasında yaklaşık çeyrek asırdır uyguladığı islâm'ın
protestanlaştırılması, islâmî söylemlerin ve hareketlerin küresel sisteme -itiraz etmeyecek şekilde-
entegre edilerek 'ehlileştirilmesi' konusunda ne düşünüyordu hocaefendi?

2-'ılımlı islâm' olarak da adlandırılan islâm'ın protestanlaştırılması projesinin, islâm'ı -tıpkı
hıristiyanlık gibi- hayattan uzaklaştırarak bireysel bir inanç meselesine indirgeyeceği tehlikesini
öngörüyor muydu?

3-gayr-i müslimlerle kurulan diyalog, iletişim ve ilişkiler, müslüman cemaatler de kurulabiliyor muydu?
cemaat, islâmî cemaatlerle istişarelerde bulunuyor muydu? cemaatin hükümetle ilişkilerinin seyri konusunda
neler düşünüyordu?

4-cemaatin bir medeniyet fikri var mıydı? ittihad-ı islâm konusunda bir girişimleri sözkonusu muydu?

5-cemaatin, islâmî ilim, irfan ve hikmet geleneğini özümsemiş ve dünyanın düşünce birikimini de iyi tanıyan
bir öncü kuşak yetiştirme çabası var mı/ydı?

5-cemaat, neden çaplı yazarlar, düşünürler, edebiyatçılar, sanatçılar yetiştiremiyordu?

6-cemaatin küre ölçekli eğitim faaliyetleri her türlü takdirin üstündeydi. ama cemaatin, dünyaya sunulabilecek
imajinatif bir islâmî eğitim modeli geliştirme çabası var mıydı?

7-bu kadar büyüyen bir oluşumun, küresel güçler tarafından kontrol edilmesine karşı ne tür önlemler alınıyor/du
acaba?

8-risalelerin sadeleştirilmesi konusunda ne düşünüyordu? bu konuda bediüzzaman'ın yaşayan talebelerinin
yazdıkları mektubun kendisine iletilmesinin engellenmesini nasıl izah ediyordu?

9-cemaatin, fazlasıyla siyasileştiği yönündeki eleştirileri nasıl değerlendiriyor/du?

10-zaman gazetesinde, islâmcılık karşıtı, genellemeci, şirazesiz, bazı islâmî kesinleri rencide eden ağır
yazıların yayımlanması konusunda ne düşünüyordu?

hocaefendi yle görüşme, sorunlar ve sorular... abd seyahatimizin en önemli programı, fethullah gülen hocaefendi ziyareti. yorucu bir yolculuktan sonra houston"dan pennsylvania"ya ulaşıyoruz, akş... yenisafak
ctrl x ctrl x
tehlike çanlarına dikkat!

temel meselemiz, varoluşsal: islâm tarihinde ilk kez bir fetret dönemi yaşıyoruz: islâm dünyası, bağımsız değil.
o yüzden bir 'islâm dünyası'nın varlığından sözedemiyoruz. sadece müslümanların yaşadıkları coğrafyaların
varlığından sözedebiliyoruz.

islâm dünyası siyasî olarak da, epistemolojik ve ontolojik olarak da bağımsız değil: müslümanların zihinleri,
düşünme biçimleri, hayat-dünya'ları, siyasetleri, eğitim anlayışları, islâmî bir idrak ve tasavvur üzerinden
işlemiyor.

bu, tam bir donma, esen rüzgârların önünde savrulma, pergelini şaşırma ve arşimet noktasını yitirme hâlidir.

bunun temel nedeni: yaşadığımız medeniyet krizinin, bizim hem islâm'la hem de dünyayla doğrudan ve doğurgan değil,
dolaylı ve simülatif / sahte ilişkiler kurmamıza yol açıyor olması. medeniyet gökkubbemizin çökmesi, islâm dünyasında
islâmî bir algılama, duyma, düşünme, varolma ve yaşama biçiminin inşa edilememesi.

tehlike çanlarına dikkat! temel meselemiz, varoluşsal: islâm tarihinde ilk kez bir fetret dönemi yaşıyoruz: islâm dünyası, bağımsız değil. o yüzden bir ''islâm dünyası''nın ... yenisafak
ctrl x ctrl x
kapana kıstırılıyoruz... aman dikkat!

türkiye, son onyıldan bu yana, belki de ilk kez, hem yörüngesini buldu;
hem de yörünge tayin edebilecek bir yol buldu kendisine, belli belirsiz.

ama 'gemi' yaklaşık iki yıldır su almaya başladı. 'gemi'nin nereden ve
nasıl su almaya başladığını henüz fark edebildiğimiz söylenemez.

* * *
şunu iyi bilelim: dünyanın yörüngesini yitirdiği, belirsizlikler denizinde
(batının çöküşü - oswald spengler , avrupa ve beşeriyet - `nikolay sergeyevic
trubetskoy`. bu gibi yazarlar avrupa sisteminin çöküşünü daha 1920'li yıllar da
haber vermekteler. hatta kendi kalbinde yaşadığı iki tane harp (harb i umumi ve
alman harbi) bu çığlığın neticelerinden) bir oraya bir buraya doğru sürüklendiği
bir zaman diliminde, dünyaya şimdiye kadar şu ya da bu şekilde çeki düzen veren
güçler, bırakınız türkiye'nin yörünge tayin edebilecek bir konuma gelmesini,
yörüngesini bulmasına bile tahammül edemeyeceklerini gösterdiler her fırsatta.

osmanlı devleti, son döneminde bile, özelde avrupa'da, genelde ise dünyada 'denge
devleti'ydi: avrupa'yı kana bulayacak, dünyayı içinden çıkılmaz felâketlerin eşiğine
sürükleyecek girişimlerin hepsinde, tam anlamıyla dengeyi sağlayan bir rol oynuyordu:
özellikle de abdülhamid döneminde...

ne zaman ki, osmanlı durduruldu; işte o zaman, dünyanın dengesi de bozuldu:
avrupalılar, osmanlı engelini aştıklarında, hayallerine ulaşacaklarını düşlüyorlardı.

peki, ne oldu? tam tersi oldu. birinci paylaşım savaşı, avrupalıların hayallerinin,
gerçeğe dönüşmesini değil, ikinci paylaşım savaşının tohumlarını atarak hayalete
dönüşmesini sağlamayı başardılar! sonrası? sonrası, malum!

* * *
ama bütün bu süreçte, bizce, bizim entelijansiyamızca malum olmayan, kavranamayan
yakıcı bir gerçek var. o da şu: batılılar, ortadoğu'ya yerleşmek istiyorlardı.
niçin? ortadoğu'daki zengin doğal gaz ve petrol yataklarını kontrol etmek için.

fakat yalnızca bunun için değil. islâm medeniyetinin en son temsilcisi, en sofistike
kavram ve kurumlarının üreticisi osmanlı'yı durdurmak ve dünya üzerinde kesinkes egemenlik
kurmak için.

batılıların çok iyi bildiği, bizim metamorfoz yemiş, yenilgi psikolojisiyle malul
entelijansiyamızın bir asırdır kavrayamadığı dehşetengiz bir gerçek var: osmanlı
durdurulamadığı, dolayısıyla islâm medeniyeti bir aktör olarak tarihten uzaklaştırılamadığı
sürece, batılıların dünya üzerinde kesinkes hegemonya kurabilmeleri im-kân-sız-dı.

* * *
osmanlı durduruldu; ama bitirilemedi: şu an etrafımızın ateş çemberiyle çevrili olmasının
temel nedeni, osmanlının bitirilemediğinin, yeniden ama yeni bir ruhla, yenilenerek
dirilebileceğinin batılılar tarafından fark edilmiş olmasıdır.

o yüzden, batılılar, osmanlı-sonrasında bölgeye, 'parçala, böl, yönlendir' stratejisiyle
çeki düzen vermeye çalıştılar. (cetvel ile çizilen sınırlar, araplar arasında kan bağı
olmasına rağmen her kardeşin bir toprak üzerinde kral olması, küçükte olsa bir hristiyanların
devlete ortak olduğu bir devlet yapısı... bunlar ortadoğu için batılıların gözünde bir sorun
teşkil etmiyor. bunları bir kez daha bölmek kolay. fakat büyük bir tarihi mirasa sahip türkiye
ise hep bir tehdit unsuru olmaya devam etmekte. o yüzden kürt olaylarını körüklemeye devam
etmekteler. fakat karada, denize bağlı olmadan yaşamayacağı düşüncesinden dolayı bir deniz
çıkış yolu olarak bugün mersin ve çevresinde hızlı bir şekilde artan kürt nüfusu bunun denize
çıkışı için güzel bir şekilde önümüzde durmakta.)ve bölge ülkelerinde, sömürgecilik döneminden
kalan sorunların ve sınırla/mala/rın köksalmasını sağlamaya çalıştılar: ancak bu sorunlar da,
sınırla/mala/r da yapaydır, icat edilmiştir, dayatılmıştır: tıpkı diktatörlükler gibi!

bir anda bütün arap dünyasını kasıp kavuran halk ayaklanmalarının batılılar tarafından rehin
alınmaya çalışılıyor olması, batılıların kurdukları düzenin ne denli yapay ve icat edilmiş
olduğu gerçeğini görmemizi engellememeli.

bunun en çarpıcı göstergesi, başbakan erdoğan'ın 'one minute' çıkışıdır! başlangıçta, arap
ayaklanmalarından erdoğan'a gösterilen ilgi ve sevgi seli, suriye meselesiyle sönüverdi.

* * *
türkiye, iki yıl öncesine kadar izlediği politikalarla küresel sisteme çomak sokmuştu. suriye
politikası, bir anda her şeyi alt üst etmeye yetti.

türkiye, suriye meselesinde hassas olmalı ama aslâ taraf olmamalı/ydı. çünkü suriye, türkiye'nin
ortadoğu'ya açılmasını mümkün kılan en önemli koridordur. suriye meselesinde taraf olduğumuz zaman,
bu bizim sadece ortadoğu'ya açılan kapımızı kapatmakla kalmayacak, aynı zamanda, bizim içeride zaten
boğuştuğumuz pkk sorununu da kontrolden çıkaracaktır. nitekim bu süreç çoktan başladı bile!

suriye meselesi, yalnızca bir suriye meselesi değildir; uluslararası güç dengelerini harekete geçiren
ve değiştirme potansiyeli taşıyan küresel bir meseledir. rusya, çin ve iran'ın açıkça suriye'nin
yanında pozisyon almaları, suriye meselesinin küresel bir mesele olduğunu göstermeye yetmiyor mu?

özetle... türkiye, kapana kıstırılmak üzeredir: suriye'nin bir uçağımızı düşürmesi, bizi suriye'ye
karşı savaş ilan etmeye sürüklememelidir. istenen şey türkiye'nin savaşa sürüklenmesi zaten. türkiye'nin
suriye'yle savaşa girmesi, türkiye'yi bitirir. bu savaşta, amerika türkiye'nin yanında yer almayacaktır.
kaldı ki, amerika, türkiye'nin suriye'yle savaşa girmesini ve bütün seçeneklerini kendi eliyle bitirmesini
istiyor.

sonuç olarak, türkiye'nin suriye'ye savaş ilan etmesi, bölgeye savaş ilan etmesi anlamına gelecek ve öyle
de sunulacaktır. türkiye'nin böyle bir savaşa girmesi, türkiye'nin en az 50 yıl geriye gitmesi demektir...
türkiye kapana kıstırılmaya çalışılıyor... aman dikkat! diyorum.

kapana kıstırılıyoruz... aman dikkat! türkiye, son onyıldan bu yana, belki de ilk kez, hem yörüngesini buldu; hem de yörünge tayin edebilecek bir yol buldu kendisine, belli belirsiz. am... yenisafak

parantez içinde yazanlar üsluptan da anlaşılacağı üzere bana aittir. hocam üslübunu bozdum aralarda kusura
bakma...
ironik giri yetmezliği ironik giri yetmezliği
“bu dünyaya söyleyecek bir sözün yoksa, bu dünyada yaşamaya hakkın yoktur. senin kendi hayallerin, rüyaların yoksa başkalarının hayallerini düşünüyor ve başkalarının rüyalarını görüyorsun demektir. dünyanın ihtiyaç hissettiği tek bir şey var, o da biziz. fakat içinde bulunduğumuz zamanda bir medeniyet krizi yaşanıyor ve bizi o krize sürüklediler. biz kimiz? burası neresi, sor kendine… dün tarih buradaydı, yarın da tarih burada olabilir ama tarih bugün burada değil. tarihin dün burada olması osmanlının bu coğrafyada olmasındandır. son üç yüz yıla kadar tarih burada yazılıyordu. bugün amerika ve avrupa bu kıtalarda var olmaya çalışıyor. bunlar varlıklarını bizim yok oluşumuza borçlular. bu topraklar çok önemli; batı klasik sömürgeciliği bitirdi, artık her yerden fakir bir coğrafya bırakarak çekildiler fakat bu topraklardan çekilmiyorlar, çünkü çekilirlerse yok olacaklar. bize bırakılan o misak-ı milli sınırları sömürgeden arta kalan topraklardır.”

diyen yazar... antiemperyalist fikirlerinin her daim savunucusu olmak lazım.

http://venivci.blogspot.com/
elyograf elyograf
büyüük bir kase hatta bir leğen laf salatasından başka bir şey olmayan insandır kendileri. inanılmaz egoisttir. not: şahsen tanıyorum ordan biliyorum. uzaktan sizi etkilemesine izin vermeyin.
vaftiz baba vaftiz baba
yeni şafak adlı paçavranın örümcek beyinli yobaz yazarı. öğrenci değişim programı erasmusla ile bir milyon gayrimeşru çocuk doğduğunu iddia ederek, öğrencileri “ahmaklar sürüsü” olarak tanımlamış tek hücreli sekülerizm düşmanı.aydınların yakılarak katledildiği (sivas) doğumlu oluşu beni hiç şaşırtmayan yaratık.
oksijeniisaretlenmissu oksijeniisaretlenmissu
çok heyecanlı konuşan bu yüzden ne demek istediği çok net anlaşılmayan ancak çok dikkatli dinlendiği taktirde ne demek istendiği açıkça anlaşılacak yazardır.

ifade ettiklerine tam olarak katıldığımı söyleyemem ama -artık- büyük bir kısmı vasıfsız olan ekşi sözlük yazarlarınca anlamaya uğraşmadan linç edilmeyi hak edecek kadar sığ bir adam olduğunu düşünmüyorum.

"erasmus'a cinsellik diyor yobaz" diyenler, anlatmak istediklerinden bir cümle alarak bu sıfatı yerleştirmişlerdir. adam bunun çok büyük ve on yıllarca sürecek bir proje olduğunu anlatıyor. ha bu büyük proje aslında daha büyük bir projenin alt kümesidir diyor. biz de çevremizden biliyoruz ki erasmus eğitimsel olarak akademik bilgi düzeyine katkı sağlamıyor, daha çok bireyin içki ve seks geçmişine katkı sağlıyor. erasmus değil de daha ciddi eğitim seyahatlerinin bireyler ile bireylerin kendi toplum ve kültürlerine daha verimli olabileceğini savunuyor.
thepatriot thepatriot
yazıların okumayıp kulaktan dolma bilgilerle insan yaftalamakta 1 numara olan kesimin hışmına uğramış yazar yav adam ne demek istemiş bir bak hele
2 /