zabıta

1 /
invisibleruh invisibleruh
lehçe ölü kadın anlamına geliyor. bir leh arkadaş, istanbul'u gezip de her yerde yazması karşısında duyduğu şaşkınlık ve merakı paylaştı demin.
pelin87 pelin87
son günlerde dayak haberleriyle adı sıksık duyulmakta
zamanında ben de nasibimi almıştım

yer taksim. nohut pilav arabasından tam bir tavuklu alacakken zabıta geliyor beni itiyor. 20 kisi falanlar. pilavci bir sey diyemiyor.
pilav arabasini kaldirip kendi kamyonetlerine atiyorlar.

"ulan ne itekliyorsun karnımız açtı allah belanızı vermesin" dememle orda bunlardan biri benim üzerime elindeki sopayla yürüyor. tam yarrağı yedik derken bir polis zabıtayı durduruyor.

o günden sonra surprizlere açık bir insan oldum. devlet şiddetinden polis tarafından kurtarılacağım hayatta aklıma gelmezdi.
karasazo karasazo
ismini her duyduğumda veyahut bizzat gördüğümde yüzümün buruşmasına sebep olan kelime ve şahıslar bütünüdür.
bundan yıllar önce bir polis komşumuz evinin çatısında eğitimli bir kurt kırması polis köpeğinin yavrusunu beslemeye başlamış, fakat köpeğin damdan atlamak isteyecek kadar büyüklüğe ve şimarıklığına geldiğini görünce, köpeği bizim gibi evi müstakil ve son köpeğinin de zabıtalar tarafından bir kaç yıl öncesinde zehirlendiğinden ötürü ihtiyacı olan birisine vermeye karar vermiş.

ilk geldiğinde biraz hırçın gibiydi, yanına fazla yaklaştırmıyor ve sürekli havlıyordu.bu yüzden hep bağlıydı. ismini "toni" koyduk. gün geçtikçe bize alışmaya başlamış ipini de ara ara çözmeye başlamıştık. sonra ip mip kullanmaz olduk. toni bahçeden çıkmaz, ne verirsen yer, havlamaz, sessiz sakin, sadece bahçenin önünden geçen çocukların kızdırmasıyla havlayan bir köpek oluyordu günden güne. ailece ona alışmıştık. o da bize. özellikle de bana. sabah okula giderken beni uğurlar, okuldan gelince de üzerime atlardı. kardeşim gibi olmaya başlamıştı. boş zamanımda sürekli beraber oynuyor, birlikte zaman geçiriyorduk. hatta öyle bir köpekti ki pazarda su satarak kazandığım paralarla aldığım civcivleri kedi kapmasın diye başında duruyordu. çoban köpeğiydi de bir nevi. duruşuyla, asaletiyle, karizmasıyla, tavırlarıyla çoğu kişinin sevgisini toplamış, çok kez de bizden istenmişti. vermedik tabi ki.

hep böyle gidecek de değildi . taşınmamız gerekti. taşındık. köpek kaldı bahçede. bakan olmayınca zayıfladı haliyle. gittim su verdim ekmek verdim hep. evde yediğimiz etin tavuğun kemiklerini biriktirip götürdüm hep. sonra o eve dedemler taşındı ve o bakmaya başladı. ben de biri bakıyor diye fazla gitmemeye başladım yanına. hem de artık istemesem de uzaklaşmam lazımdı. yoksa dayanamayacaktım. dedem hergün kemikle besliyordu, kısa zamanda eski kilosuna ve sağlığına döndü.

bir kaç sene geçmeden köpek ortadan kayboldu. yok. köpek yok ortada. o kadar üzülmüştüm ki. çocuksun da işte birşey de yapamıyorsun. zabıtalardan şüphelendik, çöpe baktık belki zehirlemişler de atmışlardır diye, yoktu. üzüldüm yine şimdi.zaman geçiyor, unutuyordum iyice toni'yi.

2 sene sonra bir yaz günü bir köpek gelmiş bahçemize. dedem tanıyamamış, o kadar zayıflamış, topallayan, eli yüzü yara içinde bir köpekmiş ki "toni" olduğunu anca farketmiş. hemen koca bir tencere tavuk boynuzu alıp kaynatmış, ondan önce de önüne koca tasında su vermiş. iki tas su içmiş, sonra da o koca tencere tavuğu yemiş. belli ki orospu çocuğunun biri köpeği kaçırmış, havyana işkence etmiş, fakat elinden kaçırmış. çok da akıllı bir köpekti toni. eminim kendi kaçmıştır. ertesi gün koşa koşa toni'nin yanına gittim. o küçük halimle bildiğim tüm kötü sözleri söyledim bunu yapanlara. sarıldım sarıldım sarıldım. o da yaladı hep. bir iki ay sonra tekrar düzeldi...

bir iki-üç senelik periyottan sonra dedem aradı bir gün. zehirlemişler toni'yi. zabıtalar zehirlemiş. sebebi de bizim arka binalarda oturan piçlerin köpeğe taş atmaları, köpeğin de bunlara havlamaları imiş. bıraksalar ısıracakmış da çocukları. şikayet etmiş orospunun biri " öldürün şunu çocuklarımızı kuduz yapacak" diye. zabıtalar da o ara bizim semtteki başbı boş köpeklere zehirli et vererek zehirliyormuş. bizim toni'ye de el atmışlar. sonuçta 2 sene boyunca evden uzak kalıp da belki kilometrelerce öteden eve gelmeyi başarmış bir köpek eceliyle değil, zabıta tarafından öldürülmüştü. bu yüzdendir ki "zabıta" ya karşı bir kinim vardır hep.
estraven estraven
sabah sabah canımı sıkandır.

taksim meydanı civarında son 20 dakikadır hiç kesilmeyen siren sesleri duyuyorum. bu kadar uzadığına göre büyük ihtimalle itfaiyedir, dedim. canım sıkıldı. ambulans, itfaiye, polis böyle uyarı verdiği zaman içim sıkılır benim. bi' fenalık var bi' yerlerde diye.

meğer bugün itibariyle zabıta haftası imiş. sirenler eşliğinde geçiyorlar. yarım saat beynimi ütülediniz. kutlu olsun.
eluch eluch
hukuken sakıncalıymış. wondrous öyle diyor.

hani böyle rektöre zabıta derseniz, böyle ibne gibin, puşt gibin bi'şey anlaşılıyor galiba.
e zabıtalara ne diyeceğiz o zaman wond reyiz?
camsap camsap
sanıyorum ki özel bir eğitimden geçiyorlar, ezilene acımama 101, vicdan karartma 102, insaf kaybetme 211, falan diye gidiyor dersleri galiba. az önce tanıştım bir tanesiyle pazarda. sinirden bi el ayak titremesi var üstümde.

takmış güneş gözlüğünü, şapkasını, gömlek desen tiril tiril. adım başı çay çorba ikramı gırla falan.

amcamla pazarda yürüyoruz ki adam eski sosyalist devrimcilerden, işçiyi emekçiyi destekler normalde. 2 tane zabıta da önümüzde yürüyor. 18 yaşlarında çocuğun maydanoz marul satan bir tezgahını adeta bir hayvan gibi çektiler, genç çocuğa bağıra çağıra. eyvallah işlerini yapıyorlar ama nerede saygı ha nerede? '' yazık günah ama ramazan günü yaptığınız'' dedim, demez olaydım. adam o kadar çiğdi ki; ''bana ne kardeşim bana mı günah'' dedi ve bir tekme attı çocuğun tezgahına. çocuk kızarmış suratını kaldıramıyor yerden, yandaki esnaflar duymamazlığa veriyorlar, amcamın başı yerde.

''kaldıracaksın bu tezgahı burdan, yüz kere söyledik laf anlamıyor musununuz, ne biçim insanlarsınız siz'' diye söylenerek defoldu gitti bıyıklı adam.

o çocuğun o tezgahtan kazandığı para en fazla 70 lira lan bi günde, kenara çekerse 40 lirayı zor toplar bir günde. hoşgörü ne zaman bu kadar uzak oldu bizden, insanlar ne zaman vazgeçti birbirlerini kollamaktan. ''delikanlı sar ordan iki marul'' dedi amcam çocuk üzülmesin diye, ama o çocuğun yerden kalkan yüzünü ömür boyu unutmam belki de.

''sağol'' dedi giderken. ben sağolsam nolurdu ki, insanlar duyduklarını duymamazlıktan gelip, gördüklerini görmezden geldikçe. bugün beni ezen yarın seni de ezer be ey cahil, anlamaz mısın bunu! ağlak bir vicdan dersi değil bahsettiğim de neyse zaten hiç halim yok.
beyinnakliyapılır beyinnakliyapılır
güçleri yetene acımıyorlar güçleri yetmediğine yaltaklanıyorlar bi eli sakat yürüyemeyen çorapcının çoraplarını arabalarına atıp götürebilirken 4-5 kişinin yere açtığı tezgaha dokunamıyorlar
sourire sourire
ellerinde sesi sonuna kadar açık telsiz ve güneş gözlükleriyle safra safra dolaşan lüzumsuz insancıklardır.

aylak aylak gezip toplanmayan çöpleri toplarlar.

seyyar ruhsatı olmayan simitçiyi, mısırcıyı, midyeciyi sömürerek beslenirler.

nadiren görülse de güzel dayak yerler.
(bkz: lan zabıt şşşt memuur gel buraya)
nukleon nukleon
yaşadığım şehirde bulunan ekipten olan bazılarının yontulmamış odun olduğunu düşündüğüm üniformalı alien tadında insanlar
toprağın sesi toprağın sesi
sadece kurabiye yapan ve satan bir dükkana aynı hafta içerisinde 3. kez gelmiş olmaları kendileri için ya fazla sayıda memur var, ya da her kes işini öyle düzgün yapıyor ki memurlar görevlerini yapmak için bize geliyor düşüncesini yarattığı için pek olumlu düşünemediğim meslek grubudur. sadece kurabiye, kek, çay, kahve var başka bir şey yapmıyoruz burada zaten altı üstü 90 metrekare minicik dükkan incelesen incelesen 15 dakkada bitiyor, derdi çözemedik.
manyeto manyeto
zabıta - sabıka bayağı çağırıştırıyor.
zabıta - zabit ağa belkide bu kökten gelmedir.
aslında eskide kelle koltukta adamlarmış bunlar, kul hakkı ilişkisinden dolayı.
şimdi esnafın kelleyi koltuğa koydular.
1 /