zeitgeist moving forward

curic curic
ismi orientation olan zeitgeist belgesellerinin son serisidir.

edit: ne içersen iç su iç'in uyarısıyla efendim orientation farklı imiş. zeitgeist iii 2010 da çıkacakmış. bu orientationda paso venüs projesinin nasıl uygulamaya koyulacağından bahsediliyordu. bekleyip göreceğiz.
the last smoke bender the last smoke bender
zeitgeist belgesellerinin üçüncüsü. sayın bay peter joseph yine ekonomik çarpıklıklara dikkat çekecek gibi görünmekte. tabi çok daha geniş kapsamlı bir belgesel izleyeceğiz yine. 15 ocak 2011 itibarı ile 60'ın üzerinde ülkede gösterime girecek ve hemen akabinde internetten indirilebilecekmiş.

official trailer için ;
çilingir çilingir
addendum'dan sonra iyice merak ettiğim belgeseldir.
her dediklerine inanmasam da bir çoğu gayet mantıklı geliyor. onlara katılmamak elde değil.

merakla bekliyoruz.
curic curic
oyuncular tiyatro kahve'de yapılan gösterimine ben,m ve sevgilimin iştirak etmiş bulunduğu zeitgeist belgesellerinin üçüncüsü. belgesel güzeldi, insanların ilgisi güzeldi ve herkes belgesel boyunca ekrana dikkat kesildi. ah bir de takılmalar donmalar olmasaydı daha güzel olacaktı. videodaki takılmalar yüzünden on dakika ara verildi, ama bu mükemmel belgeseli gölgelemeye yetmedi tabii ki.
dream with the fishes dream with the fishes
venus project konusunda epey tepki aldıklarından bu sefer de earth project diye bir proje üretmişler.ama problem şurda bu projenin yürümeyeceğini zaten aynı belgeselde daha önce anlattıklarıyla söylüyorlar.bu bir kısır döngü ve dünyanın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı ve köellik düzeninin yine aynı düzen kendini tamamladığı için kaldırılma ihtimali yok.sonundaki provokatif söylemleri saymazsak ben yine beğendim.ama diğer iki belgesel kadar bişey katmadı bana.
anarchisticim anarchisticim
ilk girişindeki monopoly metaforu takdire şayan bi noktadır devamında biyoloji bilimindeki genetik bilgileri ve kalıtsallık üzerine sölenenlerin gerçekten tüm insanları aydınlatacağını düşünüyorum.suça ve suçluya kişisel değil toplumsal ve sistemsel sosyo-ekonomik yaklaşım ve ekonomiyi ele alırken john locke lardan adam smithlerden ele alarak söyledikleri karşısında gerçekten dehşete düşercesine şaşırttı beni.çok iyi noktalara değinilmiş moving forwardda doğal kaynakların kullanımı,teknolojinin sistemdeki yeri ve desteklediği kaynak bazlı sistemi sağlam temeller üzerine oturtmuş.hep sistemi eleştiriyo diye düşünülürken venüs ve bu filmde earth project ortaya atılıyor.pratikta işe yarar mı yaramaz mı şüphelerim war tabiki ama ister istemez her ne kadar filmde de belirtilse de insana ütopik geliyo ortaya atılan çözüm.
sonuç olarak yapılan karşısında saygıyla eğiliyorum ilk filminden sonuncusuna serinin tamamı tüm insanlık; genci, yaşlısı herkes tarafından izlenmeli ve iyi analiz edilip kendi üzerimize düşenin bilincine varıp öle hayatımıza devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
kymindis kymindis
yahu resmen çok daha önceleri ya da sonraları doğmadığım için üzüldüm. adamlar diyor ki senin yaşayacağın yıllar en iyi ihtimalle ileride ki refah için çırpınıştan ibaret olacak. bugün başlansa o şehirler kurulmaya bizim ömrümüz görmeye yetmeyecek. varsın yetmesin, şu windows'un, telekomun, ibb'nin var olmadığı bir dünya göreyim ölmeden yeter. telekomun önüne ilk faturayı, ibb'nin kapısına ilk akbili ben fırlatacağım.
puxa vida puxa vida
"zeitgeist belgeselleri kar amacı gütmeyen belgeseller. aslında moving forward’ın başlarında da bahsi geçen abd’li fütürist jaque fresco‘nun sürdürülebilir, çevreci, kaynak tabanlı ekonomik sistemini temsil eden venüs projesi‘ni kitlelere tanıtma amacı taşıyor (fresco her ne kadar aksini iddia etse de ben venüs projesi’nin marksist sosyalizmden hayli beslendiğini düşünüyorum). dolayısıyla bu serileri internetteki sitesinden sipariş edebileceğiniz gibi (türkçe altyazı da var), internette birçok kaynaktan yasal ve ücretsiz olarak indirip izleyebilirsiniz de.

60 ülkede, 30 dilde gösterime giren 161 dakikalık zeitgeist: moving forward, şimdiye kadarki iki bölümde etrafında dolanılan venüs projesi’ne detaylı bir giriş yapıyor. insan doğasının temellerinden başlayıp neden bugünkü açmaza geldiğimize ve venüs projesiyle nasıl kurtulacağımıza bakıyor.

paylaşım tabanlı ekonomi ve sürdürülebilir şehirler fikri kulağa gerçekten hoş geliyor ama küresel bir erkin kaynakları ihtiyaç doğrultusunda coğrafyalar arası dağıtımı ve yeni mimari yaklaşımlar fikri (kusura bakmayın ama) benim için fazlasıyla ütopik. küçük ölçeklerde belki denenebilir ama küresel tabana oturmadan başarma şansı yok. küresel kabul ise imkansız.

bence zeitgeist serisi venüs projesi dışında içerdiği somut bilgilerle bile yeterince kıymetli. onlar için bile izlenmeyi fazlasıyla hak ediyor." (m. serdar kuzuloğlu)
türkçe altyazılı:


tarantin quentino tarantin quentino
başlarında hastalık ve davranışla ilgili çok güzel noktalara değinilen filmimsi...

hastalik

adhd (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) şizofreni gibi hastalıkların genetik olduğu düşüncesi yaygındır. gerçekse bunun tam tersidir. hiçbir şey genetik olarak programlanmamıştır. gerçekten genetik olduğu saptanmış hastalıkların sayısı bir elin parmaklarını geçmez ve toplumda son derece seyrek olarak karşımıza çıkarlar. en karmaşık koşulların genetik bir bileşen barındıran bir eğilimi olabilir ancak eğilim önceden belirlenme ile aynı şey değildir. hastalıkların kaynağını genetik kalıtımda bulma arayışı daha fikir ortaya bile atılmadan başarısızlığa mahkûmdu. çünkü çoğu hastalık kalıtımsal değildir. kalp hastalığı, kanserler, felçler, romatizmal sorunlar, bağışıklık sistemi sorunlarının çoğu, akıl sağlığı sorunları, bağımlılıklar… bunların hiçbiri kalıtımsal değildir. örneğin meme kanserinde, hasta olan her 100 kadından sadece yedisi hastalığın genlerini taşır. 93'ü taşımaz ve bu genleri taşıyan 100 kadının da tamamı kanser olacak değildir.

davraniş

genler çevremizden bağımsız olarak belirli bir şekilde davranmamızı sağlayan şeyler değildir. genler, çevremize tepki verebilmemiz için bize çeşitli yollar sunar. hatta görünüşe bakılırsa, çocukluğun erken safhalarındaki bir takım etkenler ve yetiştirilme tarzı genlerin dışavurumunu etkiler ve aslında bazı genleri etkin kılıp bazılarını devre dışı bırakarak sizi baş etmeniz gereken dünyaya uyum sağlayacak farklı bir gelişim yoluna koyar. örnek olarak montreal’de intihar kurbanlarıyla yapılan bir çalışmada kurbanların beyin otopsileri incelendi ve ortaya çıkan o ki, eğer bir intihar mağduru (ki bunlar genellikle genç yaştaki yetişkinlerdir) çocukluğunda istismara maruz kaldıysa, bu o kişinin beyninde genetik bir değişime yol açıyor. bu değişim istismara uğramamış insanların beyninde görülmüyor. bu bir epigenetik etkidir. “epi” üzerine demektir, yani genetik üzerine etki dediğimiz şey belli genlerin etkinleşmesi veya devre dışı bırakılmasına yol açan çevresel bir olaydır.
yeni zelanda'nın dunedin adlı kasabasında da bir çalışma yapıldı. bu çalışmada birkaç bin şahıs doğumlarından yirmili yaşlarına kadar incelendi. buldukları, şiddet uygulamaya meyilli olmakla bir bakıma ilgisi bulunan bir genetik mutasyon yani anormal bir gendi fakat bu genin taşıyıcısının aynı zamanda çocukken ağır istismara maruz kalmış olması gerekiyordu. diğer bir deyişle, bu geni taşıyan biri çocukken istismar edilmediği sürece diğer insanlara göre daha fazla şiddet yanlısı olmayacak bilakis normal genli insanlara göre daha az şiddet yanlısı olacaktır.
genlerin tek belirleyici faktör olmadığına dair çok güzel başka bir örnek daha var. ilgi çekici bir teknik sayesinde bir fareden belirli bir geni alıp o farenin ve soyundan gelenlerin geni taşımamalarını sağlayabilirsiniz. o geni ”kapı dışarı” etmiş olursunuz. yani bir gen var diyelim öğrenme ve hafızayla alakalı bir proteini kodlayan ve siz bu "harika gösteri" ile bu geni "kapı dışarı" ederseniz, artık elinizde eskisi kadar iyi öğrenemeyen bir fare var demektir. medya tarafından her türlü ele alınan ve çekiştirilen bu önemli çalışma hakkında daha az dikkate alınan ise genetik açıdan zayıflatılmış o fareleri alıp kafesteki sıradan laboratuar faresine göre çok daha zenginleştirilmiş, teşvik edici bir ortamda yetiştirdiğinizde fareler o eksikliğin tamamen üstesinden gelmektedir. yani, biri modern anlamda "hah, bu davranış genetiktir" diyorsa sanki bu geçerli bir tabirmiş gibi söylediğiniz şey şudur: bu organizmanın çevreye verdiği tepkilerde genetik etkenlerin de katkısı vardır; genler, organizmaların belirli çevresel sorunlarla baş etmesindeki hazırlanma aşamasına tesir edebilir. biliyorsunuz, çoğu insanın aklındaki düşünce bu değil ve bu konuda fazla “nutuk çeken" olmamak gerek lakin eskinin "bu genetiktir" anlayışı ile devam etmek "ırk ıslahı" tarihi ve buna benzer şeylere çok uzak değildir. bu, yaygın ve potansiyel olarak da epey tehlikeli bir hata. şiddetin biyolojik olarak açıklanmasının nedenlerinden biri, bu hipotezin potansiyel bir tehlike olmasının sebebi, sadece insanları yanlış yönlendirmesi değil gerçekten zarar verebilecek olmasıdır. çünkü buna inandığınız takdirde kolaylıkla "bu konuda bizim yapabileceğimiz bir şey yok" diyebilirsiniz. insanları şiddete yönelten yatkınlığı değiştirebilmek için yapabileceğimiz tek şey onları cezalandırmak, kilit altında tutmak veya idam etmektir. ama insanları şiddete yöneltebilecek olan sosyal çevreyi veya sosyal şartları değiştirmek adına endişelenmemize gerek yok, çünkü "bu son derece anlamsız". genetik iddialar bize geçmiş ve günümüzdeki tarihsel ve sosyal faktörleri göz ardı etme lüksünü kazandırır ve new yorker yazarı louis menand'ın kurnazca dediği gibi: " ’her şey genlerde saklıdır.’ bu söz dünyanın her nasılsa, olduğu gibi devam etmesi gerektiğinin bir tarifidir. bir insan dünyanın en özgür ve refah düzeyi en yüksek ülkesinde yaşarken neden mutsuz hisseder veya anti-sosyal bir tavır sergiler? sebep sistem olamaz. kabloların bir yerlerinde temassızlık olmalı." durumu çok güzel kamufle eden bir yöntem bu. öyleyse, genetik iddialar gerçekte altta yatan birçok sıkıntılı tutumu örtmeye yarayan, sosyal, ekonomik ve siyasi faktörleri göz ardı etmemizi sağlayan bir bahanedir.

dr. gabor mate
prof. richard wilkinson
dr. james gilligan
dr. robert sapolsky
kesyapistirmikelanj kesyapistirmikelanj
açıkçası ilk ikisi biraz kofti gelmişti. hani sorunları tespit ediyor güzel ama çözümler biraz içi boş havada kalıyor. ama bu filmdeki psikoloji, insan doğası tespitleri çok iyi, önyargılı olmayıp izlemek gerekiyor.