zengin öküzün sınıf atlama çabaları

nautilus nautilus
tipik örneği futbolculardan çıkar.
son model lüks otomobil işin olmazsa olmazı.
bir estetik cerrah toplaması kadın.
en trendi, kro söğüş merkezi gibi çalışan mekanlara sıkça takılmak.
bir camiaya eklenme isteği. artık futbol kulübü mü olur, yardım derneği mi olur.
gidenlerden gidenlerden
hiçbir işe yaramayacak çabalardır.
sınıf, insanın asaleti doğrultusunda kategorize edilebilecek bir şey benim kafamda. para ile çoğu şeyin elde edildiği bir dünyada para ile her şeyi elde edeceğini sanan zihniyet sadece dünyaya ayak uydurmuş demektir ve bu da özüyle ilgilenmediğine delalet eder.

neyse, çok giydirmicem sabah sabah sonra suçlu ben oluyorum. öküz, öküz olarak hayatına devam etmeli. sonuçta ona da tapılıyor.
the red queen the red queen
para statü değil konfor sağlar. öyle olması gerekir en azından ama insanları da satın alabildiğiniz için, reelde de bir sanal hayat kurabilirsiniz ke(n)dinize. içlerinden size sövseler de yüzünüze gülerler böylece.
2
şeytanınpabucu şeytanınpabucu
erkeklerin moda diye saçma sapan düdük gibi pantolonları ve ayakkabıları giymesi beni su an en sinir edeni hani bir model olsan fit fizik ok ama tifil tipler bile tornadan cikmis gibi bilekte skinny giyiyor ya..
çevreyolu çevreyolu
oksimorondur. zengin diye tabir edilen kişi zaten sınıf atlamıştır ya da o sınıfta doğmuştur. kavramları doğru kullanalım lütfen. bilmeden cümle içinde kullanmayalım.
10
gayfe gayfe
atlamış işte. para insanı her yere her mekana bir şekil sokar. istanbul modada bir tane denizcilik rotary clup tarzı bir yer var, herkes giremez. üye olmak lazım, eski burjuvalardan olmak lazım. sesi dağlıyordu heryere, demet akalın çalıyor bangır bangır. bunlar belçika da falan okuyan çocuklar. önceden görmüşler ama her hangi bir sonradan görmeyle bir fark yoktu. şöyle bir yukarıdan baktım mekana, mal mal kokteyl içip dikiliyorlardı demet akalın eşliğinde. şöyle söyleyeyim, para olduktan sonra az yol yordam öğrenip girilmeyecek yer değil. ülkenin önceden görmesiyle sonradan görmesi arasında zerre fark yok galiba.
dumrul dumrul
zengin derken ne kadar zenginden bahsediyorsunuz? mesela cebinde 10 bin kağıdı olan kişi çoğumuza çok zengin görünür ama zengin falan değildir. hatta yoksulluk sınırında bile olabilir.

şuna alışalım: bir konuda tartışırken önce kavramsal çerçeveyi çizeceğiz. zengin ne demek? öküz ne demek? sınıf ne demek? sınıf atlamak ne demek?

bunları dikkatlice tanımladığımız zaman karşımızdaki insanlarla ortak bir çerçeve içinde tartışma imkanı buluruz ve bu tartışma belli bir bağlama oturmuş olur. belli bir bağlama oturmayan bir tartışmada herkes aşırı derecede haklıdır çünkü aslında karşıdakinin ne demek istediğini anlamıyordur.

zengin öküz sınıf atlamış kişidir ve burada önemli olan şey hangi kültürün hangi ekonomik sistemin üst sınıfından bahsediyor olduğumuz... aristokrasi söz konusu ise o para değil, kan bağıyla alakalı. burjuvazi ise kan bağıyla tamamen alakasız. bürokratik oligarşi ise her ikisi ile de genellikle alakasız. mesela küba'da da bir üst sınıf var ama bu üst sınıfın üyeleri gayet çulsuz kişiler olabilir. çünkü orada para, para etmiyor. yine de üst sınıf üyesi (partide köşeleri tutmuş olan kişi) kendi sınıfından olmayan herkesin ciğerini sökebilir.

bizim bakış açımıza göre aristokrat ile burjuva aynıdır. çünkü biz bunlara mars'a olduğumuz mesafedeyiz. mesela suud denince bizim gözümüzün önüne ışid'linin para bulmuş hali geliyor ama gerçekte bunlar paris'te eyfel'e karşı stüdyo tutup porno film falan çektiren tipler. türkiye'de ise günümüzde sınıf atlamanın en önemli ölçütü ne kadar paranız olduğudur. vehbi koç ve sakıp sabancı tam anlamıyla zengin öküzlerdi. ama mustafa ya da ali koç öküz değil. gayet rafine burjuvalar. adını anmamızın çeşitli sıkıntılar yaratacağı şahıs ise öküzün önde gideni. pekii kim onun sınıf atlamadığını iddia edebilir?

yeni sınıf atlamış tiplerin daha arıtılmaları gerek. bu da ancak kuşaklar içinde oluyor. ben öküz olduğumu sanmıyorum. benim cebime para girse, birden sınıf atlayacak olsam bugün yaptıklarımdan daha farklı bir şey yapmayı beceremem. en fazla kendime biraz daha güzel bir bilgisayar alırım, biraz daha güzel bir fotoğraf makinesi alırım, param olduğu için çevreme sinekler üşüşür ve bunları kovalamak için bunların giremeyeceği yerlere kaçmaya çabalarım. beni onlarla göremezsiniz bu bir artıdır ama onlardan kaçmak için gideceğim yerlerde de ben tuhaf bir yaratık olarak görünürüm. ekstra olarak yapabileceğim tek şey milla jovovich'i öpmeye çalışmak... onu da milla yerse tabii... o noktada da işim bugünkünden daha kolay değil. onun çoktan içselleştirip kustuğu şeyleri ben yeni keşfediyor olacağım. ancak benim çocuğum (onu yeterince donatabilirsem) belki onun çocuğuna yanaşabilir.

bu noktada dahi ben sınıf atlamaya çalışmıyorumdur. yeni sınıfıma uyum sağlamaya çalışıyorumdur.

çünkü sınıf atlayanların ilk kuşağı yeni sınıfı gibi yaşamaya çalışırken eski sınıfsal özelliklerini koruduğu için göze acayip tuhaf bir yaratık olarak gözükür. sonraki kuşaklar bu yeni sınıfın içine doğdukları ölçüde onun özelliklerini yansıtırlar. eğer akp'li yeni burjuvazinin sonraki kuşaklarını görme talihsizliğine erişirsek onların da ana babaları gibi altın varrak, pardon yarak... yok... varak sevdalısı olmayacaklarına da şahitlik edeceğiz. onlar daha çok ülker ailesine benzeyecekler. onlardan sonraki kuşak ise tam olarak ali koç'a benzeyecek.

şimdiki durum sınıf atlamadıkları anlamına gelmiyor sadece atladıkları sınıfı henüz idrak edemediklerini gösteriyor. tabii burada biraz biçimsel bir şeyden söz ediyorum. öküzlük deyince hepimizin aklına görmemişlik geliyor. sokağa tükürmek filan geliyor. burjuvanın bunlara benzemediği çok açık. ama günlük yaşamında burjuvanın neye benzediğini hiçbirimiz bilmiyoruz. bunların imaj danışmanları var, pr çeteleri var, özel yaşamlarını bizim görmemizi engelleyen muazzam güvenlik duvarları var. burjuvanın instela'da ne işi var bi kere?

yeni sınıf atlayan kişi ise bu güvenlik duvarını kurmak yerine daha çok görünür olmaya çalışıyor. başlığa konu olan çabalar aslında bu görünür olma çabalarından başka bir şey değil. yeni yaşamlarına alıştıkları zaman etraflarına kocaman duvarlar örmenin kendileri için daha sağlıklı olduğunu da anlamış olacaklar ve elbette gözümüze batmayacaklar o vakit.
5
harmonai harmonai
ilk olarak zenginlik görecelidir çünkü birinin tüm ay rahat yaşadığını hissettiği parayı diğeri valeye bahşiş bırakır. bu durumda ikincisi için birincinin zengin olarak görülmesi imkansızdır.

ikincisi insanın sadece maddi imkanlarla kendini var etmeye çalışmasını her sınıftan insan küçümser. bahsi geçen toplum katmanlarında kabul görmeye çalışsa da bu tarz sınıf atlama çabaları çoğunlukla arkasından güldürmekten ötesinde bir sonuç vermez. hem zaten öküzün sınıfı, statüsü, kültür seviyesi olmaz öküz her daim öküztür.
sychtianarch sychtianarch
kent soylu olabilmek için en az üç kuşak lazım. benzer şey gerçekte üniversite mezunu olmak için anne babanın ve onların anne babalarının üniversite mezunu olması gerekir. türkiye'deki kent soylu ailelerin çoğunluğu ya kasabalı ya da (çoğunlukla) köylü. olmayanına zaten biz istanbul beyfendisi / hanımefendisi falan diyoruz.

burjuvazi (kent soyluluk) (bkz: bourgeoisie) ingiltere'den örnek verecek olursak, victoria döneminde yükselişe geçti, endüstri devrimi toprağa dayalı elitizmin tahtını alaşağı etti, kent soylu yeni elit sınıfının oluşumunu hızlandırdı. eski burjuvalar da sermayedar oldular.


bugün fransa'daki sarı ceketliler ise sosyalizm için ayaklanan işçi sınıfında insanlar değil, daha merkeziyetçi devlet (etkisinin arttırılması) istedikleri için ayaklanan küçük burjuvazidir. romantik solcular kusura baakmayın, kelimelerin anlamını bilmek zorundasınız. bugün senin köylün edilgenlikten zevk alırken, fransız köylüsü en ufak hoşnutsuzlukta orağı tırpanı eline alıp ayaklanıyor.

ufak tarihi, gerçekler , güncel kavramlar ışığında cumhuriyet'imizin ilanı ile başlayan kentlilik kavramının gerçekte ne olduğu daha net anlaşılabilir. starbucks'a gidip bildiğin sütlü kahve siparişi vermekle, baristayı aşağılamakla, snob davranmakla kentli olunmuyor (gonaklarda böyümediyseniz). bu iş nesiller alan bir şey. türkiye'deki burjuvazi perde kumaşından türban takan aktürkleri hedef almadan önce kendisine baksın. şunun şurasında aranızda en az bir nesil var.

(bkz: leğende yıkanan efsanevi nesil)
(bkz: sanki hiç leğende yıkanmamış gibi mocha içmek)

öztele izmirli olmakla zeki veya kentli de olunmuyor canım benim. elbette bir kıyaslama yapmam gerekirse henüz olgunlaşma safhasındaki kentli beyaz türkleri tercih ederim. hödüklükten kurtulmalarına az kalan kesim onlar. başakşehir tayfasının da daha yiyeyeceği bin fırın ekmek var.