zeze

jellicle jellicle
okumayı 5-6 yaşlarında kendiliğinden öğrendiği için, okula vaktinden önce gitmek zorunda kalan, ileride şair olmak için yanıp tutuşan, duyarlı ama bir o kadar da yaramaz velet.
anti tartar anti tartar
şeker portakalı fidesini kendisine dost edinmiş; içinde olmadık anlarda şarkı söyleyerek kendisini utandıran bir sese sahip, her gün yediği dayaklarla bizi acılara gark eden küçük yaşta büyümüş şeker portakalı kitabının çocuk kahramanı...

dünyada onu hayata bağlayan iki şey var; biri şeker portakalı fidesi ve diğeri portugam dediği adam... sevdiği şeyler ona "acı" nın ne olduğunu da öğretir. size öyle bir "acı" tarifi yapar ki siz de o acıyı çekersiniz okurken...

"şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. acı, insanın yüreğini paralayan ve sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi. kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi."

bundan daha açık tarif edilemez ki..
apeiron apeiron
....
"küçük, bu çiçekle nereye gidiyorsun?" dedim.
çok şekerdi, elinde kitabıyla defterini tutuyordu ve iki minik saç örgüsü vardı.
"öğretmenime götürüyorum," dedi.
"neden?"
"çünkü çiçekleri seviyor. ve bütün çalışkan öğrenciler öğretmenlerine çiçek getiriyorlar."
"erkek çocuklar da getirebilir mi?"
"öğretmenlerini seviyorlarsa, evet."
"ya! demek öyle!"
"evet"
kimsenin, öğretmenimiz bayan cecilia paim'e çiçek getirdiği yoktu. çirkin olduğu için getirmiyorlardı herhalde. gözünün üzerinde o leke olmasa belki bu kadar çirkin görünmeyecekti. ama paydos zili çalıp bahçeye çıktığımızda, pastaneden kremalı börek almam için ara sıra bana para veren tek insandı o.
öbür sınıflara baktım: her masanın üstündeki bardakta çiçek vardı. bir tek bizim sınıftaki bardak boş duruyordu...
.
zinkafnun zinkafnun
yıllar sonra, adıyla bile hala gözlerimi dolduran, benim için hiç büyümeyen...
"çocuk yüreği unutur ama asla affetmez" ...
zeze zeze
şahsım. bir üst tanımda troll denmiş şahsıma. islamı överek harcamış diyerek bağlamış. anlaşılan trollün buradaki tanımı farklı. troll olarak burada bulunmuş olsam birtakım yazarların yaptığı gibi savunmadığım her ne varsa saldırır sürekli online olur ve yazarım. biraz aklın olsa düşünür iman edersin. aman iman dedim diye tebliğ ettiğimi sanma hemen. iman inanmak ile eşdeğerdir. lakin siz arapça kelimeleri bir yerinizden anlıyor ingilizceyi ise would do you like to drink kıvamında bildiğiniz için kutsanmış dilinizi ancak bir yerlerinize değdirme yarışında kullanıyorsunuz. hani dilinizi biraz aklınıza dokundursanız iyi olur. trollün de manasını öğrende gel.

biraz muhatap alıp cevabını vereyim. islamı övmeme gerek yok. islam övülmüş bir dindir zaten. kendinizden olmayana biraz tahammülünüz olsun. mensup olduğum bir dini tanımlamakta ve kabul etmediğim bir yanlışa muhalif olmakta hiç bir beis görmüyorum ve aksine bunu belirtme ihtiyacı hissettiğim içinde zeka yaşını merak ediyorum. adam metal müzik dinliyor ve beğendiği grupları övüyor, biri sanat ekolünü beğeniyor ve tanımlayıp beğeniyor, bir ateist çıkıyor fikirlerini beyan ediyor..e bundan normal ne olabilir. anormal olan ne biliyor musun? anormal olan kendi fikirlerini belli bir çerçevede belirten insanları fikirlerinden dolayı yaftalamak. anında etiketleyip etiketlemeyi bitirmek, 14 tanımda troll diyebilecek kadar kıt olmak. islam düşmanlığı yapacağız diye zekanızı ve kişiliğini düşürmeyin. adam gibi inanmıyorsan inanma. biz hoşgörü dinindeniz. boş öngürülere tokuz.
dünyaya aduket çeken kelebek dünyaya aduket çeken kelebek
josé mauro de vasconcelos' un şeker portakalı ile başlayan dizisinin gözleri ışıl ışıl, yureği sevgi dolu ve huzunleri her geçen gün artan kahramanıdır. muhteşem bir hayal gücü ve küçuk omuzlarına binen dertlere rağmen direnen kalbiyle okuduğum her hikayede utanmama sebep olandır. güneşi uyandıralım ve delifişek zeze'yi ellerimizde büyütmektedir. kitapların her biri derin mesajlar vermektedir.

güneşi uyandıralım' da zeze kendine bir kurbağayı arkadaş edinmiştir. aslında sadece bir arkadaş değildir adam onun için. zeze' nin içine yerleşmiştir. bir nevi iç ses yani vijdandır adam onun için. zeze' nin yol arkadaşıdır. ve aralarında geçen bir dialog bir çok insanın içindeki güneşe bir bakmasının gerekliliğini vurgular.

" tanrı' nın güneşi bu denli güzelse, sen bir de ötekini düşün.

hangi öteki güneşi, adam? çok büyük olan bunu tanıyorum bir tek.

daha da büyük olan bir başkasından söz etmek istiyorum. yuregimizde doğan güneşten. umutlarımızın güneşinden. düşlerimizi uyandırmak için göğüsümüzde uyandırdığımız güneşten.

adam, sen şairsin de, öyle değil mi?
(burada alexi' ye selam olsun.)

hayır. sadece güneşimin önemini senden önce sezdim.

ya benimki?

seninki, zeze, hüzünlü bir güneş. yağmur yerine gözyaşları ile çevrili bir güneş. olanca yeteneğini ve gücünü keşfetmemiş bir güneş. senin tüm anlarını henüz güzelleştirmemiş bir güneş. küçük bir parça da mızmız bir güneş.

ne yapmam gerekiyor?

pek az şey. istemek yeterli. ruhunun pencerelerini açmalı ve fırsat tanimalisin nesnelerin müziğinin içeri girmesine. sevecenlik anlarının şiirinin içeri girmesine."


bir de öyle bir isyanı vardır ki yazmadan geçemeyeceğim.

" başka bir hayatta düğme olarak doğmak istiyorum. ne düğmesi olursa. külot düğmesi bile. insan olmaktan ve bir zavallı gibi acı çekmekten iyidir."