ziya osman saba

1 /
x sentos x sentos
yedi meşale topluluğunun üyesi, büyük şair..



bütün saadetler mümkündür

bütün saadetler mümkündür...
şu kapının açılması,
içeri girivermen,
bahar, kuşlar, gündüz.
ve bütün dünya
bir an içinde gürültüsüz.

bütün saadetler mümkündür...
bahtsızların biraz gülümsemesi...
körlerin gün görmesi,
mümkündür bütün mucizeler...
ana, baba, evlât, bütün kaybolanlar...
ebedî bir sabahta buluşmamız bir daha.

ölüler! hepimiz için yalvarın allaha... `
x sentos x sentos
bu rüzgar

bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek.
gökte bulut, suda yelken, dalda çiçek.
bir gün, bir gün var ki, günden güne gerçek,
çatır çatır servi, çıtır çıtır böcek.

çek ciğerlerine, bir nefes daha çek,

bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek..
avluda oturan sizofren avluda oturan sizofren
kestirmeden bir şiiri ile tariflersek:

rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz...
artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
belki her sabah vakti, belki gece yarısı,
artık nefes almayı bırakıp gideceğiz...
ben artık korkmuyorum, her şeyde bir hikmet var
gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar.
belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar,
birer ağaç altında sevgilimiz, annemiz.
gece değmemiş sema, dalga bilmeyen deniz,
en güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz
ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz.
holzlöffel holzlöffel
kadıköy doğumludur. edebiyatta en küçük şeylerden mutlu olan şair olarak bilinir. cahit sıtkı nın en yakın arkadaşlarından biridir.
adımdan gayrısını bilmiyorum adımdan gayrısını bilmiyorum
geri vereceğiz hepsini...
bunca yıllık vücudumuz; el, kol, ayak,
öpüştüğümüz dudak,
yeşilini gözlerimizin, mavisini.
tepeden tırnağa kemiğini, derisini.
kadın, erkek, yaşlı, genç,
er geç,
bir tabut içinde, hepsini..*
yaşlı timsah yaşlı timsah
saf şiirin babasıdır.

nefes almak


nefes almak, içten içe, derin derin,
taze, ılık, serin,
duymak havayı bağrında.

nefes almak, her sabah uyanık.
ağaran güne penceren açık.
bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında.

üstünde gökyüzü, ufuklara karşı.
senin her yer: caddeler, meydan, çarşı...
kardeşim, nefes alıyorsun ya!

koklar gibi maviliği, rüzgârı öper gibi,
ananın südünü emer gibi,
kana kana, doya doya...

nefes almak, kolunda bir sevgili,
kırlarda, bütün bir pazar tatili.
bahar, yaz, kış.

nefes almak, akşam, iş bitince,
çoluk çocuğunla artık bütün gece,
nefesin nefeslere karışmış.

yatakta rahat, unutmuş, uykulu,
yanında karına uzatıp bir kolu,
nefes almak.

o dolup boşalan göğse...
uyumak, sevmek nefes nefese,
kalkıp adım atmak, tutup ıslık çalmak.

sürahide, ışıl ışıl, içilecek su.
deniz kokusu, toprak kokusu, çiçek kokusu.
yüzüme vuran ışık, kulağıma gelen ses.

ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes...
anlıyorum, birbirinden mukaddes,
alıp verdiğim her nefes.

ziya osman saba
yaşlı timsah yaşlı timsah
mi̇sakimi̇lli̇ sokaği no.37

ah, şimdi hatıralar mahallesinde
misakımilli sokak no.37
orası bütün evler, bütün ömür içinde,
mesut olduğumuz evdi.

talihin bir gün karşımıza çıkardığı.
elele döşediğimiz bir çift küçük odası.
ne diyeyim bilmem ki:
gönül sarayı, aşk yuvası...

akşamlar iner "kaymak yoğurt"çularla
kaldırımlar benim için gölgelenirdi.
saatler ilerler bozacılarla,
derken bir komşu seslenirdi.

pencerelerimizden biri komşu arsaya bakar,
ötekinin önünde bir havagazı feneri;
rüzgarla açılıp kapanırdı ışığı,
geceleri...

o geceler, doğan günler orada,
kaderlerin en güzelini ördü.
misakımilli sokağı no.37,
çocuğum orada dünyayı gördü.

misakımilli sokağı! senin
esen rüzgar, yağan karını sevdim.
camın önüne her oturuşta seyrettiğim,
arnavut kaldırımlarını sevdim.

bir çocukluk oyunu mu oynadık orada?
sen gelin olmuştun, ben güvey.
sen öyle güzel; ben daha genç,
yepyeni, taptazeydi her şey.

ne zaman o sokağa yolum düşse şimdi,
ayaklarım geri geri gider.
evler cansızdır elbet, insanlar vefasız,
komşumuz başkalarına komşuluk eder.

yabancı perdeler aşılmış penceresi,
bir vakitler içinde çocuğumun oturdügu.
-yeni kiracılar evlatsız besbelli-
şimdi birkaç saksının durduğu.

söz birliği etmiş şimdi saksılar, perdeler,
elektrik lambasıyla değiştirilen fener.
o sokağa ne zaman yolum düşse, bir ses:
günler geçti, geçti, geçti... der.

zi̇ya osman saba
archi archi
okurken belirli bir ahenkte ilerlersiniz. çok sevinçli bir şey anlatıyorken bile o burnunuzun ucunu sızlatan hüzün eksilmez hiçbir hikayesinde. ve bir de mevzu bahis hüzün esanslı ahenginde ilerlerken hikayenin, tek bir söz ile -genelde bir benzetme- yüreğinizden göz pınarlarınıza hücum eder. çok büyüktür ziya osman saba.. ha bir de mesut insanlar fotoğrafhanesi'ni üsküdar'da şehir tiyatro'sunda oyunlaştırılmış olarak izleyebilirsiniz.
elbettem elbettem
'tekrar yaşayacağız ümitli sabahları,
bulacağız dünyanın o en güzel yerini.
ebedi bir sahilde yeniden tadacağız,
kol kola sükun dolu akşam gezmelerini.'

ne güzel insansın.
agassi agassi
yaşamı çok sevdiği kadar ölümü de tutkuyla seven büyük ve unutulmaz şairlerdendir. aynı zamanda da şair cahit sıtkı tarancı nın çok yakın arkadaşıdır. cahit'le günlerimiz adlı yazısında ve mektuplarında birbirlerine olan dostlukları ve bağlılıkları görülür. cahit sıtkı arkadaşı ziya osman gibi değildir. yaşamayı daha çok sevmesinden ölümden korkar hep yaşama sevinci ve ölüm korkusu üzerine şiirleri vardır (gün eksilmesin penceremden). fakat cahit sıtkı ziya osman saba dan önce 46 yaşında vefat eder. ziya osman saba sürekli dostunun özlemini yaşamış ve buluşacakları günü gözlemiştir. cahit sıtkının ölümünden bir yıl sonra 47 yaşında iken ziya osman saba da vefat eder ve bir yıllık özlemin ardından ebedi hayatta buluşurlar. (kişi sevdiği ile beraberdir - hadişi şerif) cahit sıtkı nın ölümünden sonra ziya osman saba nın arkadaşı üzerine yazdığı düşümde adlı şiirinin son satırlarında duygulanmak elde değildir:

düşümde gördüm cahit'i:
banka gibi bir yer
aynı servise verilmişiz
yolumu gözler.

baktım ki toplamış memurlarını
nutuk çekmede şefimiz.
el edip geçecektim yerime.
sessiz.

cahit bu dayanamadı boynuma atıldı.
gözyaşlarını duydum yüzümde bir ara.
o düşümde ağladı.
bense uyandıktan sonra.

(ziya osman saba)
1 /