zorunluluk

heidi heidi
kırmamak için katlanma durumu. karşıdaki anlamazsa diye önlem almak lazım oysa ki, yazık, günah. kadercilik bu durumlarda işlememeli...
cest tres excitant cest tres excitant
zorunluluk hali, sanırım dünyada en nefret ettiğim şeydir. daha ötesi yok. fettoşcular bile fasa fiso. bir şeyi yapmak zorunda olmaktan nefrrrret ediyorum arkadaş.
jouissance jouissance
"felsefede sık sık özgür eylemden ve zorunlu eylemden söz edilir. belki de bu zorunlu eylemlerden en fazla boyun eğdiğimiz, hareket sırasında bastırılmış tırmanıcı bir kuvvet sayesinde, zihnimiz dinlendiğinde, bir hatırayı bu şekilde, daha önce dikkatin dağılmasından kaynaklanan bastırılmış güç yüzünden diğer hatıralarla aynı düzeydeyken, yukarı çıkartan, biz farkında olmasak da, yirmi dört saat sonra fark etsek de, diğerlerinden farklı bir büyüsü olduğu için onu ortaya fırlatan eylemdir. belki aynı zamanda eylemlerin en özgürüdür; çünkü alışkanlık denen şeyden, aşkta belirli bir kişinin hayalinin diğerlerini dışlayarak tekrar tekrar canlanmasına yardımcı olan zihinse saplantıdan yoksundur." (çiçek açmış genç kızların gölgesinde)

sarhoş olunan gecenin sabahında bir önceki geceye ilişkin zihne doluşan onca an, bunları yukarı çıkartmak (karaya vurmasını sağlamak) için yatakta harcanan süre.. sanırım içkinin verdiğinden daha büyük bir keyiftir bu.
huxoo huxoo
gerçekleştirmek istemediğin herhangi bir eylemin, yapılması gerektiğini bireye bir başkası tarafından ya da bizzat bireyin kendisi tarafından şart koyulması. eğer ki yapılmazsa genellikle bireye karşı yaptırım uygulanır. bu yaptırım kesinlikle olumlu değil bireye karşı zarar verici bir durum oluşturur.

-"x" devlet okulunda aidatı vermek zorunlu bir eylemdir. ancak ayşe'nin ailesinin maddi durumları pek yerinde olmadığı için bu "zorunlu" eylemi yerine getirememişlerdir. müdür "y" sınıfına gelir ve aidatı vermeyenlerin listesini açıklar ve bu bireyleri uyarır. bu listede ayşe'de vardır. aidatı veren çocuk bireylerin kafasında algısal olarak ayşe'nin yaşamı, varlığı, düşünce yapısı ve sorumluluğunu yerine getirmediği hakkında bilinçsiz bir önyargı oluşturur. bu önyargı zamanla ayşe'nin sosyalliği ve psikolojisi konusunda ağır tahribatlara yol açar.

yukarıdaki kısa hikaye "zorunluluk" kavramının basit bir olgu olmadığını gözler önüne sermektedir. bireyler yaşamlarında karar verebilme özgürlüğünün varlığına sorgulama süreçlerinde farkına varırlar ve bu süreç ergenlik döneminde başlamaktadır. çocukluk döneminde ise ebeveynlerin buyruklarının altından çıkılmaması ve genellikle onların yönlendirmesiyle haraket etmek de zorunluluk kavramı içerisine girmektedir. çünkü yapılması gereken eylemin genellikle çocuk bireye emir kipi kullanarak söylenmesi en büyük etkendir.

"odanı topla!"---> rica ederek söylenmek istenirse "odanı toplar mısın?" ancak rica etmek karşıdaki çocuk bireyin ikileme düşmesini sağlar yani "toplasam mı yoksa toplamasam mı?" gibi bir ikilem genellikle çocuk bireyin yetiştirilme şekline göre farklı sonuçlara yol açacak bir eylem doğurur ve yine genellikle çocuk birey kendisini yoracağı bir eylemi gerçekleştirmek istemez. ancak emir kipi kullanılan bir cümle değişmez bir olguyu yani yapılması"zorunlu" olduğu algısını çocuk bireyde oluşturur ve birey ikileme düşmez. "kesinlikle bu eylemi gerçekleştirmek zorundadır yoksa ebeveyni tarafından bir yaptırıma maruz kalabilir." düşüncesi sabittir.

çocukluk döneminde basit bir şekilde "zorunluluğun" farkına varılması sonrası ileriki yaşlarda bu kavram ciddi bir boyutta bireyi sarsmaya başlar. ergenlik döneminde birey eylemlerin kendi üzerinde oluşturduğu "çıkar" ilişkisini düşünerek hareket etmeyi hedefler. temel sorumluluklara çocukken olduğu gibi ikilem yaratılmaz ve kendi yararına olduğu için "odasını topması" mantıklı bir eylemdir. ancak yaş arttıkça sorumlulukların boyutu da büyür.

babası tarafından kendisine "elektrik faturasını öde?" diye bir eylem yöneltildiği vakit birey, "yahu neden kendimi yorayım kendisi gitsin", "tamamda bu ne işime yarayacak?" ya da "benim veya bir başkasının ödemesi arasındaki fark ne?" gibi düşünceler ile boğuşacak. buradaki eylem bireyin öz gereksinimini karşılamamaktadır. yapılacak olan eylem direk olarak tüm ailenin yararına olduğu için bu eylemin zorunluluğunun yükü, ergen bir bireyce tüm ailenin üzerinde olmalıdır.

bu yüzdendir zorunlu eylemlerin çocuğun gerçekleştirmesi aşamasında bireye rica etmek çok önemlidir. çünkü rica etmek çocuk bireyde "empati" özelliğini geliştirir. bu da olaylara "ben" değil de "biz" şeklinde bakmasını kuvvetlendirir.

zorunluluğun bir diğer sıkıntısı ise bireylerin kendi öz zorunluluklarıdır. yemekten haz etmeyen için yeme-içme zorunluluğu, uyku zorunluluğu, boşaltım, barınma ve hatta cinsellik gibi zorunluluklar yaşamak için temel ihtiyaçlarımızdır. gerçekleştirilmesi birey için gerekli olan bu zorunlulukların varlığına boyun eğeriz ve ölmek dışında bu zorunlulukları engelleyemeyiz. ancak bu eylemler hakkında neden ikilem oluşturamıyoruz? neden uyumayacağım diyemiyoruz? çünkü ilk başta da yazdığım gibi "zorunluluk" kavramı birey tarafından gerçekleştirilmediği sürece yaptırıma maruz kalacaktır ve bu yaptırım kesinlikle olumsuzdur. ölmek gibi. belki de değildir değil mi?
bol şekerli kahve bol şekerli kahve
bir eylemin en kötü, en manasız halidir. zorunluluklar genelde görevdir ve görevlerle duygusal bir bağımız yoktur. o yüzdendir ki ilişkilerde zorunda değilim, zorunda mıyım gibi şeyler söyleniyorsa kimse için bir zorunluluk, seçenek, kenarda bekleyecek silik bir figür olmadığınızı bağıra bağıra değil susa susa anlatmak gerekir. özellikle sezgileri kuvvetli insanlar için nerede görev, nerede sevgi olduğunu anlamak için sözlere bile gerek yoktur.